Dergah-ı Ali

Çay-Çaydanlık-Köşe-Mikrofon-Gazete-Reis-Alim-Çapkın-

Geleneksel Erdek Gezisi ve Katılım Şartları..!

Yazan: bobolican Ağustos 18, 2007

Yüce dergahın bir kültür hizmeti olan ve on yıllardır devam eden geleneksel tatil ve rahat rahat göbek kaşıma gezimiz bu ay sonu itibari ile tekrarlanacaktır.Ancak bu yıl her yıl olduğu gibi katılım için bir takım şartlar aranmaktadır.

Sizde taktir edersinizki böyle güzide bir dergahın organize ettiği böylesine ciddi bir gezinin bir takım külfetleri ve elemeleri mevcut olması gerekmektedir…ki bu yılda öyle oldu…

Dergah gezimize katılma şartlarından en önemlisi dergahta yıkıklamayn kale örneği göstermektirki buda nufuz cüzdanındaki medeni hali “bekar ” kısmına tekabül etmektedir yani bu gezimize ancak ve ancak bekar üyelerimiz katılabilmektedir..

Bu üyelerimiz şu anda

Yüce dergahın haşmetli reisi Yahya Beyler…
İstanbul büyükşehir belediyesinin medarı iftarı bizim devletteki 657 temsilcimiz paşaların muhammet (mehmet) beyler…
Dergahımızın taksim şube yöneticisi ve henüz evlenme arefesinde olan kaymakcı bedir kardeşimiz
ve ben…Fatih..

Bu gezimizin bir baska anlamı ise.. nişanlı olan sayın bedir kaymak beye bekarlık gibi bir nimeti nasıl olurda bırakır sorusunu tekrar sormak ve bu nimetlerden daha güzel bir şekilde faydalanmasını saglamak için güneş sahil ve kızlar üçgeninde bir tur attırmak istedik.. ayrıyetten evlenme merakına düşmüş ve anne beni eversene türküsünü diline pelesenk eden yakup kardeşimize güzel bir ders vermek için ve akıllarını başlarına devrişmeleri yönünde telkin ve tekliflerimiz sunmaktır…

Ayrıca evlenipte elini etegini ilim kanalından çeken ve dünyaya temessül eden fetva makamına…
Simman beye…Cemal beye…Hamit beye…Kenan beye..Ziya beye…Ramazan beye..akgül beye…Adil beye…cengiz beye…apo beye… buradan beyliklerinin silindigini haber vermek istedik….

selamlar bize şan dileyin… kolay değil…deniz,sahil,güneş ve kızlar arasında dergahı temsil etmek.. :)

NOT: bizim oralara gitmedeki yegane amacımız irşad-tebliğdir..bu konuda sayın fetva makamından gerekli tüm fetvaları almış bulunmaktayız..ayrıca sınırsız teorik günah işleme hakkımızda mevcuttur…

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Spam mail ve IRGAT simman

Yazan: bobolican Ağustos 18, 2007

Efendim dergahımızın üst düzey yöneticilerinden ve gümüşhanenin potansiyel kurtarıcısı olan sayın simman beyin bizlere göndermiş oldugu spam maillerden an itibari ile illallah demiş bulunmaktayız. Zaten dergahımızın iç tüzüğünde de yerl alan maddede aynen şöyle geçer :

içtüzük: zırtıncı paragraf tırtıncı fıkra: dergah üyelerinin hiç birine kesinlikle spam mail gönderilmesi ve gönderilmesini teşvik etmek yasaktır…

maddemiz bu kadar açık ve yoruma bu kadar kapalı iken gümüşhanenin kurtarıcılığına soyunan sözde dergah reis yardımcısı sayın simmen bey neyine güvenipte bize bu tarz suc olan emaillerini baskan gibi saygın birinin adresine gönderiyor…

gönderdikleri zımbırtıılar ise özetle şunlar…

vay efendim sevgi nedir ..?
vay efendim hanımınızla nasıl iyi geçinirsiniz (bu bir taşlama mesajımı)
vay efendim abuzittin kıllıfırcanın kıllarına daha saygılı davranın..
vay efendim umutlu olun…
vay efendim azimli olun..olun ki sıçarken taşı delesiniz..

aşağıda www.spam.org.tr adresinden aldıgımız ve bilgilenmeniz için size yansıttımız spam mail nedir paragrafını sindire sindire okumanızı tavsiye ediyoruz…

SPAM Nedir ?

Internet üzerinde aynı mesajın yüksek sayıdaki kopyasının, bu tip bir mesaji alma talebinde bulunmamış kişilere, zorlayıcı nitelikte gönderilmesi Spam olarak adlandırılır. Spam çoğunlukla ticari reklam niteliğinde olup, bu reklamlar sıklıkla güvenilmeyen ürünlerin, çabuk zengin olma kampanyalarının, yarı yasal servislerin duyurulması amacına yöneliktir. Spam gönderici açısından çok küçük bir harcama ile gerçekleştirilebilirken mali yük büyük ölçüde mesajin alıcıları veya taşıyıcı, servis sağlayıcı kurumlar tarafından karşılanmak zorunda kalınır.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Abdullah Gül yoksa oy da yok..!!

Yazan: bobolican Ağustos 12, 2007

Türkiye 22 Temmuzda demokrasi sınavından gayet güzel bir şekilde geçip başta avrupa birliği olmak üzere tüm dünyaya ülkeyi muz cumhuriyetine benzetmeye calısanlara verdiği cevabı göstermiştir… Başta bürokratik oligarşiye ve kokuşmuş zihniyete karşı insanlar yaz sıcağında koştu oy verdi.. verdiği o oy kimine göre istikrara kimine göre ekonomik reforma kimine göre sağlıktaki değişime kimine göre ise Abdullah Gül için verilmiş bir oydu… Ancak insanlar bence hepsine birden oy verdi. yani Abdullah Gül için oy verenler “Ak parti ekonomide zayıftı” demiyor ekonomi için oy verenler ise “Ben Abdullah Gül`ü desteklemesemde oyum Ak partiye” demiyordu.. Böyle bir çok gözü ve gönlü açık insanın vermiş olduğu oyla Ak parti zirveye çıktı..

Şimdi bu zirve yeri zırvalama yeri değildir.. halkın tokadı 3 kasım seçimlerinde nasıl kendini gösteriyorsa pek tabi 4-5 sene sonra yapılacak seçimdede zırvanın hesabı için tokat devreye girecektir. Şimdi Ak parti Abdullah Gül dışında bir aday çıkartırsa bu tokatın sillesi bence 3 kasımdan da ağır olur ki ilk silleyi basanlardan biride ben olacağımı buradan ilan edeyim.

Son iki üç yıldan beri Türkçemizde iki kelimenin anlamı tamamn değişmiş durumda.. Bunlardan biri Uzlaşma diğersi ise Mutabakat…
Uzlaşma adı altında dayatma yapılıyor… Mutabakat adı altında ise taviz üstüne tavizler sıralanıyor
… ve bu iki kelimenin anlamı değişmesiyle olgun demokrasilerde hiç görülmeyen azınlığın çoğunluğa tahakkümü meydana geliyor..evet bir anda “azgın azınlık” “uysal çoğunluğun” tepesine biniyor ve bunun adına da uzlasma tepesine binilen ve ses çıkarmayan anlayış ise mutabakat içersindeyiz diyor…

Uysal atın çiftesi pek olur misali ile bizler uysal çoğunluk olarak bundan sonra bahsettiğim anlamlarda ne mutabakat ne de uzlaşma istiyoruz.. biz adam gibi oyumuzun temsil edilmesini istiyoruz aksi halde tokat şamar geliyor…

Biz inanıyoruzki Abdullah Gül milletin dediklerinden kendine pay cıkarır ve bu koltukta ısrarcı olur ve biz yine biliyoruz ki bu ısrarı ne bir hubbucah (koltuk sevdası) ne de bir hırs meselesidir… Aynı zamanda öyle batı menşeili şovalyelik masallarına inanmayacak kadarda liyakat sahibi oldugunu hissediyoruz sayın Abdullah gülün… eğer bir kahramanlık yapacaksa 2. mehmetin babasına dediği gibi Tayyip Erdogana aynen şunu demeli “ya sen ya ben o koltuğa oturmalıyız ” … Ancak haçlı zihniyetinin zamanımızda tecessüm etmiş hali olan kartel basın tüm çığırtkanlıkğıyla tüm dalavereleri ile bir tezgah kuruyor.. Ancak plan kurucuların en büyük Allahtır.. Allahında bir planı vardır muhakkak.. diyor ve son kez ekliyorum….cumhurun reisi cumhur gibi olmalı… oda Abdullah Gül olmalı…

ikra

Yazı kategorisi: Eleştiri, Haber-Gündem | Leave a Comment »

Korku ve cesaret

Yazan: ilimirfan Ağustos 2, 2007

Korku ve cesaret

Çok tehlike vardı ortalıkta… Türkiye’yi Kürtler bölüyordu; AKP memleketi hem ABD’ye ve AB’ye teslim etmişti hem de Fethullahçılarla birlikte gizli gizli Türkiye’ye şeriatı getiriyorlardı; her taraf çarşaflı, türbanlı kadınlarla dolmuştu; Sorosçu entelektüeller, sivil toplumcular, Ermeniler, diğer gayri-müslim azınlıklar, Fener Rum Patrikhanesi, misyonerler vatan topraklarını satıyorlar, bölüyorlar, parçalıyorlar, yapılabilecek her türlü kötülüğü sahneye koyuyorlardı. Ortalık “ihanet”ten geçilmiyordu…

Çok fazla “hain” vardı yani… Ve insanlar korkuyorlardı…

Ve garip bir seçim oldu… Bir de baktık ki, meğerse “hain miktarı” tehlike çanları çalanların iddia ettiğinden de fazlaymış!

Çünkü seçmen kitlesinin en az yarısı “ihanetten” yana oy kullanmıştı!

Ne oldu peki? Bu kadar çok korkuya, ihanet tellalliğine rağmen neden bu insanlar kulaklarını tıkayıp, AKP’ye oy verdiler?

Çünkü cesaret korkuyu yendi…

Çünkü ortalıkta “korku” şeklinde dolaşıma sokulan duygular, aslında değişim karşısında kaybetmekte olanların korkusuydu. Üzerine oturdukları yapay, kurgusal ve sembolik zeminin sarsıldığını gören ve imtiyazlarını kaybetme riski taşıyan bu kesimler kendi korkularını tüm toplumun korkusu olarak “öğretmek” için her türlü operasyona başvurmaktan, cumhuriyeti, bayrağı araçsallaştırmaktan kaçınmamışlardı. Korkuyu üretenlerin gürültüsü çok fazlaydı, sahip oldukları araçlar ve tehdit kapasiteleri çok güçlüydü; ürettikleri korku dilinden kaçış yoktu; o dil her yerdeydi ve her fırsatı sonuna kadar değerlendiriyordu…

İşte bu “mecburî dil”in ömrü bitmedi belki, çünkü sağda solda dolaşan e-postalarda birileri bu seçimin “gayri meşruluğu”, “hile” içerdiği iddiasıyla, sayılan oyların oranların “dış kaynaklı süper elektronik teknolojiler” marifetiyle bambaşka sonuçlarla kayda geçtiği iddiasıyla kazan fokurdatmaya başladılar bile…

Ancak bu mecburî süper dilin ömrü değilse bile “meşruiyeti”- seçimlerle bitti. Gözlerden ve eli sopalı öğretmen edasıyla tehdit eden parmaklardan uzak, gizli bölmede oy pusulasıyla başbaşa kalan insanlar dışarıda hâkim olan korku diline rağmen, kendilerini anlattılar. Bu mecburî dilin dışında başka diller olduğunu ve olabileceğini gösterdiler.

Çocuğun otoriter babadan, “çocuğun iyiliği için” onu döven babadan ve onun dayatmacı söyleminden kurtulabildiği anda yaptığı gibi, bu toplumun seçmenleri de aslında “büyüdüklerini” gösterme fırsatı bulabildikleri anda, dillerinin döndüğü kadarıyla, söyleyeceklerini söylediler.

İnsanlar düne kadar korkunun dilini konuştular, ama kendilerini güvenli hissettikleri o sandık başında içlerinden geleni anlattılar.

İnsanların korkularını, güvensizliklerini araçsallaştıran, nesneleştiren ve sosyalize eden CHP ve MHP’nin anlamadığı tam da bu…

Konuşmak isteyen, bütün renkleriyle kendisi olmak isteyen toplumu “mecburî dil” sahipleri hâlâ anlamıyorlar. Kimi aklıevveller seçmenlerin davranışına akıl sır erdiremiyorlar; “Bu işte mantık yok!” diye bağırıyorlar… Sanki toplumu anlamak için hiçbir gayret göstermeyip, bu tür lafları sarfederken herhangi bir “mantık”la mücehhezlermiş gibi…

Kendi olmak isteyen bu toplumu kendilerine, kendi paranoyak dillerine mahkum etmek isteyen başka aklıevveller de toplumu toptan reddediyorlar; “Bu halka her şey layık, ihanete göz yumdu” diye bağırıyorlar. Bir zamanlar “ya sev ya terket” derken, şimdi o toplum hakkında içlerindeki kendi sevgisizliklerini itiraf ediyorlar.

Çünkü “halkın değerlerine saygı göstermek”, “milletini sevmek” gibi retoriklerle süslenen milliyetçilik(ler) ya da ulusalcılık(lar) o millete karşı duydukları güvensizliği, hatta nefreti artık saklayamaz hale geldiler…

“Milliyetçi” ya da “ulusalcı” mecburî diller vasıtasıyla “hain” arayarak şimdiye kadar toplumu bölmeye çalışanların şimdi –artık- bu toplumu reddetmek yerine, o toplumun özsaygısını kazanmak için talep ettiği konuşma hakkına saygı göstermeyi öğrenmelerinin zamanı geldi.

22 Temmuz seçimlerinde bu korku ve nefret diline karşı insanlar en derinlerindeki cesareti gösterdiler.

Yani sürekli “ders veren” milliyetçilik ve ulusalcılık müteahhitlerinin “alacakları ders” açık: biraz “cesur” olup, bu toplumun seslerine saygı göstermekten -en azından nefret etmemekten- başka yapacakları şey yok…

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Güzel Bir Şiir…

Yazan: ilimirfan Temmuz 26, 2007

Tükeniyorum Rabbim! Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an, her noktada tezâhür ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahî cevap verdiğini unuttuğum zaman, “Rabbim” demeyi unuttuğum an tükeniyorum!

Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Sen’inle başlayıp, Sen’inle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havâle ettiğim an!

“Ne güzel Dost’sun” dediğim zaman diriliyorum.

Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden; anne-babamdan, cânandan, ten kafesindeki cândan daha yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Sen’den netice, Sen’den çâre beklemeyi unuttuğum zaman!

“Bu dertler neden bana?” dediğim an tükeniyorum.

Diriliyorum Rabbim! Havayı soluyup Sen’inle dolduğum, gözümü açtığımda Sen’i bulduğum, en sağlıklı irtibatı Sen’inle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Sen’in dostluğunu ümid ettiğim an! “Kahrın da hoş , lütfun da hoş” dediğim zaman diriliyorum.

Tükeniyorum Rabbim! Hayat enkâzı altında kaldığımda, çekiç misâli zaman beynime vurduğunda… Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda… Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda…

“Beni affet” demeyi azalttığımda tükeniyorum.

Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Sen’inle söndüğüm, Seni hatırlayıp rûhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Sen’inle yürüdüğüm, dua ederek Sen’inle konuştuğumda… İçimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda… Ruhum kitabın ve secdenle buluştuğunda… “Ya Rab, bırakma ellerimi” dediğimde diriliyorum. Yeniden cânlanıyor, cânıma cân katıyorum! Cânımda Sen’i buluyorum! Sen’inle huzur doluyorum!

Dirilişlerim, dostluğunun tercümesidir. Sen’i yâr bilişimin, yoluna serdâr oluşumun, sözlerinle hemhâl oluşumun işâretidir. Dirilişlerim, sana açılan tüm kapıların anahtarıdır… O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattır. Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişim, sonu olmayan bir tebessümdür! Ruhumun ebedî dosta, yegâne vuslata ilerleyişidir. “La ilâhe illallâh”, Sen’den başka yok ilâh diyerek, kendimi Sana emânet edişimdir.

Durdur tükenişimi. Kabul buyur dostluğuna. Dirilt beni Rabbim!..

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Yok öyle zeytinyağı gibi üste çıkmak!

Yazan: ilimirfan Temmuz 26, 2007

Şimdi bütün köşeciler Baykal’a hücum ediyor. Yok iyi yönetememiş, yok politikası iyi değilmiş, yok canavarı zamanında o yaratmış.

Yok öyle şimdi zeytinyağı gibi su üstüne çıkmak!

Memlekette “türbanlılar mı?.. Ay ne kaka” diyen tek Baykalmış gibi..

Memleket deli gibi ki kutba ayrıldıysa Baykal falan değil SİZ pek sayın köşeciler SORUMLUSUNUZ!

Yazdığınız yüzlerce saçma sapan din düşmanı, halk düşmanı yazı yüzünden.

Yarattığınız monşer, elit havası yüzünden.

Bir biz biliriz, halk bilmez, salak bunlar havası yüzünden.

Baş örtülüye geri zekalı, namaz kılana yobaz, soyunmak istemeyen gerici dediğiniz için.

Siyaset yapmanın TEK sizin “sade” hakkınız olduğunu düşünüp “ama örtülerini siyasal simge yapıyorlaaaar” gibi ne idüğü belirsiz iddialar üretip, (bana siyasal simge olmayan tek bir şey söyleyin?) “sakin olun yahu, bırakın istedikleri gibi örtünsünler” diyenlere de “işbirlikçi, demokrasi adına şuursuzluk eden romantik geri zekalılar” muamelesi yaptığınız için.

Yok öyle Baykal’a yüklenip temize çıkmak!

“Yok yani ben hakikaten etrafımda türban reklamını bırak türbanlı falan BİLE görmek istemiyorum” diyebilecek kadar şuursuzlaştığınız için. (Türkiye’nin yüzde yetmişi kapalı ulan!)

Üniversitelerdeki kanuni ayrımcılık hiç umurunuzda olmaz hatta bunu haklı bulurken topu topu 25 tane mi ne tesettür oteli var ve oraya açıkları almıyorlar diye ki alanlar var- bunu memleketin en büyük ayrımcılığı olarak gördüğünüz için.

AKP’li dediğin “göbeğini kaşıyan, kıllı, fanilalı, ebleh” insanlardır diyecek kadar edepsizleştiğiniz için.

AKP’li olmasın da MHP’li olsun, GP’li, gerekirse Saadet Partili olsun diyecek kadar müptezel olduğunuz için..

Sabah akşam, gece gündüz yılın 365 günü Melih Gökçek yazdığınız için.

Yalan yanlış testis haberleri yüzünden.

Evet bunlar yüzünden, itici, gülünç ve inandırıcılıktan uzak olduğunuz için AKP yüzde 48 oyla başımıza geçti.

H H H

Bekir Coşkun efendi etrafında AKP’ye oy vereceğini söyleyen tek kişiye rastlamamışmış. Ay pek şaşırmışmış!

Kendi pek muhterem gazetesinde çalışan en az ON kişi tanıyorum AKP’ye oy veren! Üstelik Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’a inat! Yeni de değil. 3 aydır AKP’ye oy vereceklerini söyleyip duruyorlardı. Şoförden, çaycıdan, söz etmiyorum, basbayağı meslektaşlarından söz ediyorum. Kendisi zahmet edip biraz orta ve alt kademede meslektaşlarıyla (tabii AKP’ye oy vermiş olanları meslektaşı addederse) oturup konuşsaydı, hangi fanusta oturuyorsa oradan biraz çıksaydı, “laik eş”, “elit komşu”, “Kemalist ahbap”, “e-çavuş” “türban düşmanı fino” dörtgeninden, beşgeninden çıksaydı görebilirdi bizzat çalıştığı kurumda BİLE kimler var, kimler yok.

Ama yoook! “AKP’li eşittir göbeğini kaşıyan, kıllı tüylü orangutanlardır” diye üretmiş ilkokul bir seviyesinde bir fikirimsi, dört aydır ha bire o tuhaf yaratığı aradığı için göremez tabii ki etrafındaki AKP çemberini.

Hiç öyle Deniz Baykal’ı günah keçisi yapıp Rodos’lara falan yüzmeye yollamaya kalkmayın.

Sandınız ki ettiğiniz hakaretlerden bir tek hakaretlerinizin hedefi etkilenecek. Sandınız ki “pis Türbanlı” dediğiniz zaman bir tek başı kapalılar sinirlenecek, üzülecek.

Sandınız ki bikiniyle denize giren insanlar otomatik CHP’lidir ve yanındakine yapılan hakaretlerden etkilenmeyecek.

Bu yüzde 48’in yüzde 25-30’u gerçek AKP’liden geldiyse geri kalanı da komşusuna edilen hakaretlerden rahatsız olandan geldi, bunu da bilesiniz..
Hiç Baykal’a falan suçu atmayın. Kendi ellerinizle yaptınız.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Açık giyime para cezası !

Yazan: ilimirfan Temmuz 26, 2007

Açık giyime para cezası

Açık giyime para cezası

ABD’de iç çamaşırı gösteren pantolona ceza kesilecek.

26 Temmuz 2007 Perşembe 07:03

LOUISIANA’da erkeklerin ve kadınların düşük belli pantolonlardan iç çamaşırlarının görünmesine ceza geliyor. İç çamaşırı, poposu ya da sutyenin askısı görünenler fark edildiğinde ceza alacak. Buna göre, 2 kez bu suçu işleyenler 50-100 dolar arasında para cezasına çarptırılacak. Aynı suçu 3’üncü kez işleyenlere ise 100 dolar para cezasının yanı sıra 16 saat de kamu hizmeti cezası verilecek. Louisana Konsey üyesi Lindel Toups, “Çocuklarımız bizden uzaklaştı ve artık büyüklerine saygı göstermeleri gerekiyor” diye konuştu.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

Helal sana Mehmet Karakaya

Yazan: ilimirfan Temmuz 26, 2007

Helal sana Mehmet Karakaya

Altı üstü bir top demedi. Hakkı olanı aradı, savaştı. Okuyun ve ders çıkarın..

Kayseri’de 2 yıl önce kola kapağından kendisine çıkan topu vermeyen marketi Kayseri Valiliği’ne şikayet ettiği için Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’un elinden “Bilinçli Tüketici” ödülünü alan 11 yaşındaki Mehmet Karakaya, bu kez de ders kitaplarına konu oldu.

İlköğretim 5. sınıf öğrencisi Mehmet Karakaya, bir marketten aldığı kolayı açtığında “Futbol topu kazandınız” yazısı ile karşılaşmıştı. Daha sonra topu almak için markete giden küçük Mehmet’e, tarihi geçtiği gerekçesiyle kazandığı futbol topu verilmemişti. Bunun üzerine ”Ya topumuzu verin, ya da topu vermeyip marketi kapatın” cümlelerinin yer aldığı bir dilekçe ile valiliğe başvuran küçük Mehmet’in hareketi, Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nü harekete geçirmişti. Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün girişimi ile firma, duyarlılığından dolayı Küçük Mehmet’e hem kazandığı futbol topunu, hem de 2 adet futbol topu daha hediye ederken, küçük Mehmet örnek olacak duyarlı davranışından dolayı takdir toplamıştı.

Son olarak geçtiğimiz yıl Ankara’da düzenlenen, “9. Geleneksel Tüketici Hakları” ödül töreninde “Bilinçli Tüketici” dalındaki ödülünü Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’dan alan Mehmet Karakaya, bu kez de 1. sınıf Sosyal Bilgiler ders kitabına “Bilinçli Tüketici” başlığında konu oldu. Ders kitaplarına konu olduğu için mutlu olduğunu dile getiren Mehmet Karakaya, “Hakkımı aramam için yazdığım bu dilekçe sayesinde Bakan Ali Coşkun’un elinden ‘Bilinçli Tüketici’ ödülünü aldım. Diğer arkadaşlarıma örnek gösterildiğim için de çok mutluyum. Haklarının gasp edildiğini düşünen herkes durumu yetkili makamlara bildirmeli” dedi.

Oğlu Mehmet’in haklarını arama yönünde gösterdiği mücadelenin kendisini duygulandırdığını ifade eden baba Abdullah Karakaya ise, “Gerçekten bizim bile yapamadığımız veya yapmaktan çekindiğimiz davranışı evlatlarımız sergiledi. Oğlumun cesaret edip yaptığı gibi diğer vatandaşların da tüketim ile ilgili olan haklarını aramalarını istiyorum. Bu davranış büyüklere de örnek olsun” ifadelerini kullandı.

changeTarget(document.getElementById(”news_content”))

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 2 Yorum »

dergah reiz yardımcısının 18 temmuzdaki yorumu, acaba fatih neden bunu manşetten vermedi:))

Yazan: bobolican Temmuz 20, 2007

slm arkdaşlar hepinizi selamlıyorum… yukarıdaki resmi inceledim hemen aklıma şu hikaye geldi… istannbul da yaşayan bayburtlunun biri ki muhtemelen fatşh kardeşimdir… sabah kalkıp evin yaya baba dergahına bakan balkonunda bir gerneştikten sonra İstanbula bakarak şu sözü söylemiş …gözünü sevdiğim istanbul bayburt gibi genişliyor…. sen anladın onu..
sevgiler fatih kardeşim…
dert etme İstanbuldaki çarpık kentleşmeyi bayburt ikinci istanbul olma yolunda emin adımlarla ilerliyor…:))

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

Fetva makamından beklenen yorum..

Yazan: bobolican Temmuz 20, 2007

OYLARIMIZ-REYLERİMİZ

S.a kardeşlerim Allahın rahmeti bereketi üzerinize olsun. Gerçekten hepinizi çok özledim dünyaya bu denli dalışımdan dolayı uyardınız saolun ALLAH razı olsun . Bilişim uzmanı Fatih kardeşim gerçekten haklısın izzettin doğan ve alevi kesimin çoğunluğu her türlü çığırtkanlığı yapıyor. Ülkede istikrar ortamı bozulsun diye, yıllarca birbirlerini vurdukları MHP yi bile 2.sırada önermişler gerekçeleri de enteresan MHP arap çizgisinden uzaklaşmış adam açıkca diyemiyor yamukta olsa bir islam çizgisi vardı tamamen uzaklaştı islam çizgisinden diye. Bizim olaya bakışımız şu olmalı gerçekten ak parti gerçek tabanı olan biz mütedeyyin tabanın isteklerine eğilme konusunda zaafiyet göstermiştir ve mütedeyyin kitleyi hoşnut edememiştir. Buna rağmen şu soruyu kendimize soralım gerçekten daha iyisi var mı? CHP: din diyanet millet düşmanı. MHP: Milliyet istismarı huzur bozucu ayrıştırıcı amacı iktidar olmak değil istikrarı bozmak. GENÇ PARTİ: tek kelimeyle dolandırıcı HYP: günün BELAM ının ellerinde. DYP(DP): Faili meçhullerin failinin elinde c.başkanlığı seçiminde ilahi takdirce foyası erken çıktı, ben bu partiyi süleyman efendiye bağlı isimlerlerle yeni asya grubunun desteklemesine bir anlam veremiyorum sadece şunu niyaz ediyorum ALLAH feraset versin. Saadet partisi için yorum yapmıyacam ama erbakana kesinlikle katılmadığımı ifade etmek isterim ve şu duayı yapmak isterim ALLAHIM kendilerine ilim geldikten sonra sırf çekememezliklerinden dolayı ihtilafa düşenlerden eyleme yahudilerle ilgili ayetlerde yahya hocamın da tasdik edeceği üzere kendilerine gelen ilimden sonra çekememezlikleri defaatle izah edilir bu ayetler boşuna inmediğine göre bu ayetlerden saadetliler nasiplenir inş. Siyasete endekslendik 22 temmuz ne her şeyin sonu ne de herşeyin başı Müslümana düşen görev kendi mevkiinde üzerine düşen görevi yapmasıdır. BEN BU YAZDIKLARIM ÇERÇEVESİNDE HİÇ KİMSENİN HÜR İRADESİNE DOKUNMAYARAK MİLLETİ VİCDANINA VE TARİHE KARŞI OLAN SORUMLULUĞUN BİLİNCİNE DAVET EDİYORUM.
not: BİR HADİSTE DER Kİ: ÜMMETİM YANLIŞTA BİRLEŞMEZ. ben bu nokta i nazardan derim ki içtimai(toplumsal) konularda çoğunluğa tabi olmak olmamaktan çok daha ahsen(güzel) dir. ALLAH ÜMMETİ MUHAMMEDE YARDIM etsin

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Dergahın Oyu kime ?

Yazan: bobolican Temmuz 18, 2007

Sayın fetva makamına sesleniyorum bu ne vurdum duymazlık böyle insan evlenince elini uhrevi işlerden böyle bıçak gibi kesermi hiç ? Bizi son derece şaşırtan sayın fetva makamına teessüflerimi bildiriyorum. Dünyaya bu teveccüh niye ? “hem madem dünya fanidir ” dusturumuz nerede ? yazık yazık…

İzzettiğin doğan açıklamış oylarımız chp-mhp-genc parti-hyp diye... izeettin doğan burada bizim muhammet ezber nerede? izzettin doğan profesör olabilir ama bizim fetva makamımız da yayınladıgı “pratik ve teorik gunah” makalesi ile dunya capında ve özelliklede ezherin akademisyen cevresince buyuk yankı ve tebrik toplamıs bir isimdir. dolayısı ile böyle bir kanaat önderinin böyle bir zamanda köşesine çekilip kendini düşünmesi açıkcası biz avam ve cuhela tabakasını düşündürmektedir.

Kuşkusuz bizim köşesine çekilmek ifadesi ile anlatmak istediğimiz onun bir oda ya gecip alemi islamın derdi ile hemdem olması tefekkur etmesi ve kendini ibadetu taata vermesidir fakat bunlardan elverirki biraz bizlere zaman ayırsın.

hulasa soruyorum kendilerine… kime oy vercez hangisine vermek caiz hangisine değil ? bak erbakan cehennem fetvasını verdi ne diyon katılıyon mu katılmıyon mu ? vehbi abi mhp diyo uhrevi hayatını sarsacak bir karar mı ? cevap ver az zaman kaldı sayın fetva makamı…

ayrıca sayın dergah reis yardımcısından da gumushane gibi bir metropolden secim atmosferini almak isteriz gumüshane 4.bölge den çoban hasan adaymış buna ne demeli ? yakup gümüşhanede kimi işaret etti ?

ayrıca muhammet seni bu resimdeki hocaya benzetiyorlar… kuşkusuz son zamanlarındaki yaptıgın tavır değişikliklerinin bunda etkisi büyük diye düşünüyorum .

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 2 Yorum »

Dünyada İnternete En Çok Önem Veren Biziz :)

Yazan: bobolican Temmuz 18, 2007

 

Hepinizin yakından tanıdığı ve takip ettiği OECD ( The Organisation for Economic Co-operation and Development ) :) yeni bir rapor yayınlayarak ve interet kullanımı ve buna mukabil ödenen paraları karsılaştırmış. Bu raporla bir kez daah göğsümüzü kabartan oecd ye teşekkür ederiz. Rapora göre en pahalı interneti biz kullanıyormuşuz bunu bazı arkadaşlar çok şeditane bir şekilde eleştirmiş ve “nerde bu devlet nerde pijamalarım” vari veryansınlarda bulunmuşlardır. Oysaki bardağa dolu tarafından bakamayan bu arkadaşları aynı şiddetle ben kınıyorum.Neden ?
Bir önceki yazıda yani kanada ile Türkiyenin kentleşme yapısı ve tarzı hakkında resimli karşılaştırma yapmış ve bizim komşuluk haklarına ve israfı en aza indirme poliikasından kaynaklanan bir durumu belirtmiştik ama herkes “çarpık kentleşme”den yanaydı… yine aynı yanlışa düşen arkadaşlara sesleniyorum bizim pahalı internet kullanmamızın diğer bir sonucuda şudur bence.
Demek biz teknolojiye son derece önem veriyoruz ve internetin ne kadar gerekli bir araç oldugunun farkındayız baksanıza pahalı olsada kullanmaya devam ediyorurz ve her gecen gun artan sayı ile chat sayfaları ve msn lerde yerimizi alıyoruz demek isteğim şu diğer ülkelerde öyle japonyadaki gibi mb 22 cent olan internete girmek kolay erkeksen gel Türkiyede gir? heee ? bir kaç ytl ye 2 saat msn de chat yapabilirmisin sen ey japon kardeşim… ben gelişmişlik diye buna derim yani ekmek parasını intenete veren Türk gibi olmak gerek…
Ayrıca rapora şurdan ve burdan ulaşabilirsiniz.
Genel olarak ise :
Sweden $10.79
Denmark $11.11
Switzerland $12.53
US $15.93
France $16.36
Netherlands $16.85
New Zealand $16.86
Italy $17.63
Ireland $18.18
Finland $19.49
Turkey at $81.13
*Source: OECD. Figures for October 2006

Hulasa bizim gibi zenginin internet parası böyle züğürt memleketlerin çenesini yorduğu gibi raporlarınada yansır :) )

Bardağın dolu tarafından baktık yine her ne kadar bardak tamamen boş olsada… :)

KAYNAK = KANSOY

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Bu resimler size ne anlatıyor

Yazan: bobolican Temmuz 16, 2007

ss
k
Ne kadar anlamlı iki resim değil mi? Evet seslerini işitir gibiyim.. Bu resimleri son zamanların teknoloji trendi google earth ile zeki bir arkadasımız cekmis (serdar)teşekkür ediyoruz kendisine. Kendisinin zeki olmasının yanında resimde de belli etmeye calıstıgı gibi kanada hayranlıgı hatta sevdası var diyebiliriz. Evet resimlerden biri bizim güzide şehrimiz istanbula diğeri ise istanbul kadar olmasada kanadanın güzide bir şehrine ait.

Şimdi sormak istiyorum resimden siz neler cıkarıyorsunuz?

Benim anladıklarım….

*Öncelikle biz Türkler islamiyette israf haramdır dusturü geregi nerde bir boş yer varsa ev yapmış bark yapmış gece kondu dikmişiz yep yeni yaşam alanları oluşturmusuz böylelikle toprak israfı en aza indirilerek topraktan azami fayda saglanmıstr bu amaclara kırmızı göruntu hasıl olmsutur.

* ayrıca biz Türklerde “ev alma komşu al” “komşu komşunun külüne muhtactır” gibi ata sözlerine binaen komşulara cok önem vermiştiriz. Bundan dolayı komşularımızla ilişkilerimizi her daim canlı ve sıcak tutma gayreti icesinde olmusturuz. Dolaısı ile komşularımıza her zaman yakın olabilmek için onların horultularını dahil yakından duyup evde atletli dolaştıklarınız temaşa edebilmek icin hemen burunlarının diplerine ev yapmışız öyleki elimizi uzatsak bolkonlarındaki camarıs legenini alabilecek durumdayız. yani komşuluga önem verdiğimiz için, yakıınlasıp kaynasmak icin , komşudan kül almak için dedikoduyu daha sağlıklı şekilde yapabilmek icin evlerimizi bu şekilde bilinçli olarak yapmışız.

* bak bi kac sey daha çıkarmıstım ama unuttum :)

KAYNAK: KANSOY

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

gümüşhaneden bir başarı daha :)

Yazan: bobolican Temmuz 12, 2007

evet an itibari ile öss sonucları acıklanmıs ve gümüşhane en BAŞARISIZ 10 il arasında kendine yer bulmus. :) ayrıntılar geliyor.. reis yardımcısına reise ve fetva makamına duyrulur..

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

Böyle saygısızlık görülmedi

Yazan: ilimirfan Temmuz 12, 2007

Böyle saygısızlık görülmedi

Okan Bayülgen, konuğunun kendisine adı ve soyadıyla hitap etmesini istemesi üzerine krize girdi.

Şovmen Okan Bayülgen, NTV’de ciddi bir program yapmaya kalkışınca eline yüzüne bulaştırdı. Önceki akşam ÖDP lideri Ufuk Uras’ın karşısında sus pus olan ve ne denli sınırlı bir birikimi olduğu ortaya çıkan Bayülgen, dün gece Ak Parti milletvekili adayı Özlem Türköne’yi canlı yayında seviyesiz bir üslupla aşağıladı.

NEDEN?

Bayülgen’in program esnasında kendisinden “Özlem” şeklinde bahsetmesinden rahatsız olan Türköne, sunucudan mümkünse kendisine adı ve soyasıyla hitap etmesini istedi. Bunun üzerine çılgına dönen Okan Bayülgen genç adaya demediğini bırakmadı. Türköne’ye ağzına geleni söyleyen Bayülgen, çıkışmalarına reklam arasında ve sonrasında da devam etti.

GENÇ ADAY NEYE UĞRADIĞINI ŞAŞIRDI

Sadece kendisine adı ve soyadıyla hitap edilmesini istemesinden dolayı şovmen Bayülgen’in ego kirizine girmesine şahit olan Türkene olup bitene hiçbir anlam veremedi. Türköne’nin bütün kırılmışlığına rağmen stüdyoyu terketmeyişi dikkat çekti. Genç siyasetçinin programın geri kalan dakikalarında oldukça üzgün olduğu ve sorulan sorulara tutuk cevaplar verdiği görüldü.

ŞOVMEN SEÇİM PROGRAMI SUNARSA…

NTV’nin seçim sürecinde bir farklılığa imza atmak için Okan Bayülgen’e siyasi program sundurması, ciddi bir hata olarak değerlendirildi. NTV’yi arayan çok sayıda seyirci Bayülgen’i ve şovmene siyaset programı sunduran kanal yönetimini protesto etti.

Samanyoluhaber.com

tepki için yazalım arkdaşlar….

http://www.ntv.com.tr/ntv/okuyucu_gorusleri/NtvGorus_01.asp

0 212 335 40 35 tel den programın yönetmenine eleştirilerimizi aktaralım….

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

Bayburt Yine Zirvede Duyrulur :)

Yazan: bobolican Temmuz 9, 2007

2007 OKS sonuçlarına göre Bayburt Yine zirveyi paylaşanlar arasında kendine yer buldu….Daha önce çeşitli vesilelerle bayburtun başarısını istatistiki bilgilere dayanarak verdiğim haberlere bugün bir yenisini daha eklemekten büyük keyif duydugumu siz değerli dergah havarilerine söylemekten kendimi alamıyorum.

Ancak içimizde burukluk yok değil yaniii.. mum dibine ışık vermezmiş misali sen türkiyede zirveye çık ama yanında ekmegini yiyen suyunu içen çimentonu kullanan gümüşhaneye bir etkin olmasın… yani gümüşhanenin bu durumu beni açıkca üzmür sarsmış ama şaşırtmamıştır… çünkü 2005 yılında verdiğim türkiyenin en az okuyan şehir sıralamasında gümüşhane kendine sonlarda yer bulurken bayburt yine üst sıraları zorluyordu…. okumazsanız olmaz bu işler..

işin garip tarafı dergahı temsilen ve acil eylem planlı cercevesinde gümüşhaneye gönderdiğimiz dergah reis yardımcısınında bir etkisi olmaması acaba dergah reis yardımcılıgı vazifesine liyakatı değilde torpillemi geldi sorusu kafamızı kurcalıyor şöyleki malum dergahımızın üyelerinin büyük bir bölümü gümüşhaneli ve özelliklede reisin gümüşhaneli olması acaba bir kayırma söz konusumu sorusu bizi bir kez daha düşündürmüştür…

liyakat ve secim kriterlerini baskan dan acıklamasını ve reis yardımcısından istifasını yada gümüşhanenin bu üzücü durumunu acıklamasını bekliyoruz… yani kendisi orada ne yapmaktadır tüm bunlar olup biterken ? bugun git yarın gel memur anlayısınımı temsil ediyor acaba ? yoksa rafları temizleyip defter tozlarınımı almakla mesgul… reis böylemi yetiştirdi… hadi onu geçtik bir bayburt kurumu sayılan yeditepe üniversitesinden de mi bişi kapmadı.. acil acıklama yada istifa bekliyoruz… ayrıca sayın zabit beylerden de bu konuda genis ve aydınlatıcı bir çözüm ve açıklama bekliyoruz..

islami acıdan bu başarısızlık caizmi fetvasını işin uzmanına bırakıyoruz… ancak hangi uzmana baksak gümüşhaneli…. reisden acıklama bekliyoruz gümüşhanelii… zabitten bekliyoruz oda öyle fetva makamı hakeza…objektif olabileceklermi acaba ?

ancak benim nacizane yorumum şu… gümüşhane gençleri yakubu örnek aldılar ve kendilerini magazin dunyasına kaptırdılar ve hazin son…

pek yakında öss sonuçları acıklanacak.. umudumuz bu kara lekenin bir an önce gümüşhaneden atılması… yok bayburta komşusunuz sınır yani… olmuyor böyle :) )

ayrıntılar
http://oks2007.meb.gov.tr/oks_ista.htm#4

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 6 Yorum »

Hasan Celal Güzel’den hoş bir yazı..

Yazan: bobolican Temmuz 3, 2007

Adaylara kıyağımız devam ediyor
Hasan Celal Güzel

01/07/2007 (1654 kişi okudu)

Sevgili okuyucular, geçen haftaki Pazar yazımda adaylara tavsiyelerim pek beğenildi. Mütekait bir politikacı olarak bu ‘eşsiz’ birikimimi muhterem mebus namzetlerimize aktarmaya devam ediyorum.
Aman, konuşmanıza dikkat edin!
Efendim, seçim konuşmalarının nevi şahsına münhasır bir usûlü ve âdâbı vardır. Kürsüye çıkıp da öyle haber bülteni okuyan TRT spikeri gibi konuşamazsınız. Heyecanlı olmalı ve özellikle alkış beklediğiniz cümlelerin son kelimesini vurgulayarak ve sesinizi yükselterek söylemelisiniz. 1986′da yaptığım ilk seçim konuşması fazla alkışlanmayınca çok üzülmüştüm. Rahmetli Mustafa Taşar, ‘Bak ağabey, bırak şu akademik, bürokratik hüviyetini de artık bağırmaya başla!’ diye ikaz edince, aynı konuşmayı tavsiye ettiği gibi yapmış ve müthiş alkışlanmıştım.
Ha! Bu arada elinizi, kolunuzu, hatta mümkünse ayaklarınızı ve bedeninizi de oynatmayı ihmal etmeyin. Dinleyicileriniz sizi anlamasa bile, hiç değilse seyrederek hoşça vakit geçirebilir.
Seçim nutuklarında kalabalıklarla iletişim kurmak da çok önemlidir. Halka soru sorar ve onlardan cevap alırsınız. Fakat, siz gene de dinleyenlerin arasına sesleri gür ‘miting amigoları’ yerleştirmeyi unutmayın. İşin en tatlı yanı da, rakip siyasî liderleri ağır şekilde eleştirerek yuhalattırmak ve sonra da asilâne bir edayla ‘yuhlamayın arkadaşlar!’ demektir.
Konuşmanızda, ille de yöre halkıyla yakınlık kurmak için saçmalamak zorunda değilsiniz. Büyük Türk Ressamı Şeker Evren Paşa’nın, ikide bir ‘Ev yaptırırsan tuğladan, kız alırsan Muğla’dan’ demesinden Muğlalılar’ın pek hoşnut kaldıkları söylenemez. Siyaset tarihimizin pot kırma şampiyonu Tansu Hanım, Erzurum’da bir mitingde halka, ‘Bildiğim kadarıyla Erzurum’un inekleri meşhurdur’ deyince, önce meydanı dolduran kalabalık buz kesmiş; sonra kalabalıktan bir ses duyulmuş: ‘Mööö!..’
Bir ufak tavsiyem daha var. Sakın, kalabalıktaki ajitatörlerin attığı laflara cevap vermeye de kalkmayın. Bu gibi durumlarda en iyi çözüm, hiç duymamış gibi yapmaktır. Özal’ın, Hüsnü Doğan’a ‘yetim’ dediği günlerdi. İkimiz de bakandık. Osmaniye’nin Bahçe ilçesinde seçim nutku atıyoruz. Hüsnü konuşurken kalabalıktan birisi ‘Besle yetimi…’ diye laf atmaz mı? Hüsnü, konuşmasını keserek bana dönüp ‘Ne söyledi?’ diye sorunca, ‘Sen devam et, sevgi tezahüratında bulunuyorlar’ demiştim.
‘Baba! Beni tanıdın mı?’
Efendim, bazı siyaset amigolarının her önüne gelen politikacıya öksüz danalar gibi ‘Baba!’ diye böğürmesine oldum olası çileden çıkarım. ‘Ulan, ben senin nereden baban oluyorum’ diyesim gelir.
Lâkin, bu modayı başlatan Demirel’e dişinizi gıcırdatarak, anasını hatırlamışçasına amigonun başını baba şefkatiyle okşarsınız… Gelgelelim, kazık gibi heriflerin küçük dillerini sergileyerek ‘Kurtar bizi babaaa!’ diye böğürmeleri kulağa hiç de hoş gelmiyor. Hem her lidere bu hitap da yakışmaz ki canım. Haydi diyelim ki Mehmet Ağar’a yakıştı; ne de olsa babacan adam… Ya, çağdaş yaşam sembolü Deniz Bey’e babalık yakışır mı?.. Genç Parti’nin genç lideri Cem Bey’e ise ‘Hortumla bizi babaaa!’ diye
bağırmak münasip olur herhalde…
Efendim, seçmeni tanımak da çok önemlidir. Fî tarihinde karşılaştığınız birisi, sokakta, kahvede, şurada, burada sizi köşeye sıkıştırıp, yüzünüze manalı bir şekilde bakarak ‘Baba beni tanıdın mı?’ diye sorabilir. Eğer iyi bir oyuncuysanız, ‘Seni nasıl tanımam, tabiî ki tanıdım’ diye sırıtarak cevap verirsiniz. Ama karşınızdaki ‘Bil bakayım, nereden?’ diye tutturabilir. Buyrun cenaze namazına… Bazıları ‘Soyadın neydi?’ diye sorarlar. Akılları sıra, muhatabı cevap verirken soyadını, adıyla birlikte söyleyecek ve işin içinden sıyrılacaklardır. Fakat genellikle yalnız soyadlarını söyleyerek cevap verirler. Bence en iyi cevap, ‘Kusura bakmayın, hatırlayamadım’ deyip dürüstlükle işin içinden çıkmaktır.

Halkla hemhâl olmak
Efendim, tecrübelerim bana halkın sempatisini kazanmak için onunla hemhâl olmak gerektiğini gösterdi. ‘Canım, sanki biz bilmiyor muyuz?’
demeyin. Halkla kaynaşmanın da bir yolu, yordamı vardır. Halk, adayının her hususta kendisi gibi olmasını tercih etmeyebilir. Meselâ, adayın
takım elbiseli ve kravatlı olanını sever. Temmuz sıcağında terleyerek bu mebus kıyafetini taşımalısınız. Gene halk, sanıldığı gibi kendi şivesiyle değil İstanbul Türkçesi ile konuşanları tercih eder.
Hele mahallî şiveyle konuşalım derken beceremeyip pot kırarsanız size kıçlarıyla gülerler.
Lâfın burasında, Tansu Hanım’ın daha önce de yazdığım gene Erzurum’daki bir miting mâcerası hatırıma geldi. Kuvvetle rivâyet olunur ki, Tansu Hanım miting alanına doğru yürürken, halkın arasından münasebetsizin biri, ‘Senin bıdığını yiyeyim!’ diye bağırıvermiş. Çiller, yanındaki yetkiliye ‘Ne diyor?’ diye sorunca, adamcağız utanarak geçiştirmek istemiş ve ‘Sayın Başbakanım, sevgi gösterisinde bulunuyor, ciğerinizi yerim demek istiyor’ cevabını vermiş… Derken Tansu Hanım, o tatlı tebessümü ile kürsüye gelip ‘Sevgili Erzurumlu Dadaşlar! Bu bacınızın bıdığı size feda olsun…’ demez mi?.. Ne şirin komşumuzdun sen Tansu Abla!..

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | Leave a Comment »

ZİYA EVLENİYOR….

Yazan: bobolican Haziran 29, 2007

Selamun aleyküm

Hayırlı Cumalar.

arkadaşlar ziya kardeşimiz evleniyor, haberiniz olsun, bu akşam yani
29/06/2007 akşam 19.00- 23.00

Fatih mahallesinde olacak düğün salonu bakkaldaki davetiyede yazıyor amma şu an bilmiyorum, kadiri aradım şu an davetiyeyle ilgili bilgi almaya çalışıyorum, amma kadir çok zayıf çıktı, bakkaldaki düğün davetiyesini bulamadı, bakalım bulursa arayacak beni ben de burada yazacağım inşaallah..

darısı evlenemeyen kardeşlerimize.. :)

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

HAYIRLI CUMALAR…

Yazan: bobolican Haziran 29, 2007

ÇOBANIN AŞKI
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
– Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…

Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
– Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
– Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyar, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
– Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih, kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
– Evet, dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tesbih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihi aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…
Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
– Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah…”
Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam, karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardına anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmuştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri. Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
– Hünkârım, gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
– Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti.
– Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tesbihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
– Efendim, dedi, sizi ziyarete geldik.
Yavaşça başını çevirdi aşık, sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar…
Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
– Efendim, diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…
Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak, murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
– Hayır, dedi, kızınızı istemiyorum.
Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
– Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
– A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim…
Serdar TUNCER; “Çobanın Aşkı”, Semerkand Dergisi, Ağustos 2005

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları, okunası yazılar | Leave a Comment »

Öss Sorular (Genc Sivillerden Resiital)

Yazan: bobolican Haziran 23, 2007

SÖZEL BÖLÜM

SORU 1. Türkiye’nin en büyük barajı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Atatürk Barajı
b) Keban Barajı
c) Çubuk Barajı
d) Çankaya Barajı
e) %10 Seçim Barajı

SORU 2. Ülke yönetimine el koyan ve siyaseti askıya alan darbecilere hayranlık duyma, kendisini onların yanında huzurlu ve güvende hissetme duygusu Ankara Sendromu olarak literatüre girmiştir.

Ankara sendromu aşağıdakilerden hangisiyle büyük benzerlik taşır?

a) Panik-Atak
b) Manik depresif
c) Stockholm Sendromu
d) Agorafobia
e) Anarkofobia

SORU 3. “Türkiye’de hayat normalleşmeye, ekonomi iyiye gitmeye başladığında sağda solda bombalar patlar” önermesi, doğruluk bakımından aşağıdaki hangi önermeyle benzerlik göstermektedir.

a) Güneş doğudan doğar ve batıdan batar.
b) Çimen yeşildir.
c) Deniz suyu tuzludur.
d) Gök Mavidir
e) Hepsi

SORU 4. YÖK’ün denklik yönetmeliğine göre aşağıdaki hangi üniversitelerden mezun bir öğrenci YÖK’ten denklik alamayabilir?

Harvard Üniversitesi
Oxford Üniversitesi
Stanford Üniversitesi
Sorborne Üniversitesi
Hepsi

SORU 5. Şu cümledeki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?

“Ben de bir oy kullanıyorum, dağdaki çoban da. …….. cahil halkın oylarına bırakılamayacak kadar değerlidir.”

a) Koyun
b) Değnek
c) Koltuk
d) Saltanat
e) Demokrasi

SORU 5. Aşağıdakilerden hangisi, bir dil olmayıp Türkçenin dağ Türkleri tarafından konuşulan bir lehçesidir?

a) Malayca
b) Fince
c) Kürtçe
d) Sanskritçe
e) Hiçbiri

SORU 6. Aşağıdakilerden hangisi, demokrasiye aykırıdır?

a) C.B., Başbakan ve meclis başkanının üçünün birden eşlerinin başının kapalı olması
b) C.B.’nin emekli asker, başbakan ve meclis başkanının CHP’li olması
c) Cumhurbaşkanını halkın seçmesi
d) CHP’li Cumhurbaşkanının görev suresi bittikten sonra koltuğundan kalkmaması
e) Hepsi

SORU 7. Aşağıdakilerden hangisi, Cumhuriyeti yaşatacak olan kişilere örnektir?

a) Boğaziçi üniversitesinde peruğu ile okuyan ve iki dil bilen genç kız
b) Zeki Trikonun 2007 yaz kreasyonu olan kırmızı-beyaz bikinisiyle kendini Ege’nin serin sularına atan genç kız
c) Iğdır’da davar güden çoban
d) 15 ülkeye ihracat yapan, kısa boylu, göbekli, kıllı iş adamı
e) Hepsi

SORU 8. Aşağıdakilerden hangisi, bizi muasır medeniyet seviyesine çıkarır?

a) Klasik müzik dinlemek
b) Cumhuriyet mitinglerinde bayrak sallamak
c) Bale yapmak
d) Darbe ve muhtıralara karşı çıkmak
e) Türkiye laiktir laik kalacak sloganı

SORU 9. “Türküz cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi” mısrasının anlamı nedir?

a) Türklerin göğsü tunçtan yapılmıştır
b) Bütün Türklere cumhuriyetin ilk 10 yılında tunç göğüs nakli yapılmıştır
c) Türkler savaşlarda göğüs göğse çarpıştıkları için göğüsleri tunçlaşmıştır
d) Kurtuluş savası tunç siperlerle kazanılmıştır
e) Bu cümlenin Türkçe’de bir manası yoktur

SORU 10. Laiklik nedir?

a) Adam olmaktır.
b) Devlet yönetiminde dini referans almamaktır
c) Tek bir inancın light bir şekilde yaşanmasını amaçlayıp, diğerlerini yok saymaktır
d) Kamusal alanlara başörtülü kadın sokmamaktır
e) Eşi başörtülü birinin elini sıkarken yüzünü buruşturmaktır

SORU 11. Cumhurbaşkanı Sezer’in “Laiklik adam olmaktır” sözü aşağıdaki ideolojilerin hangisiyle çelişmez?

a) Feminizm
b) Laiklik
c) Demokrasi
d) Maçoluk
e) Liberalizm

SORU 12. Süleyman Demirel, kendisini ziyaret edip Cumhurbaşkanlığı teklif eden Baykal’a “kafam Zenith saat gibi çalışıyor” demiştir. Türk Siyaset kültürü içinde bu ifade ne anlama gelmektedir?

a) Demirel, Rus saat üreticileri tarafından yapılmış bir robottur.
b) Demirel, Zenith saatleri distribütörlüğünü almıştır.
c) Serkisof’u sadece demiryolcuların taktığını sanmaktadır.
d) Demirel, dijital saatlere karşıdır.
e) Demirel’in doymak bilmeyen bir iktidar arzusu vardır.

SORU 13. Aşağıda bulunan askeri rütbe sıralamalarından küçükten büyüğe doğru sıralanmış olan hangisidir?

a) Teğmen

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »