Dergah-ı Ali

Çay-Çaydanlık-Köşe-Mikrofon-Gazete-Reis-Alim-Çapkın-

Nisan, 2007 için Arşiv

Genelkurmay’a Hükümet`den Cevap geldi:

Posted by bobolican Nisan 28, 2007


Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

Zülfü Livanelinin yazısı okuyun bakalım yorun bakalım

Posted by bobolican Nisan 25, 2007

Birleşen kazanıyor, bölünen kaybediyor
Yazan: Zülfü LİVANELİ on Nisan 25,2007

Bir iki ay önce arkadaşlarımla Cumhurbaşkanlığı konusunu tartışırken demiştim ki: “AKP bu konudaki verileri bir bilgisayara yüklese ve kendileri açısından en iyi çözümü sorsa Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan’ın başbakan olması gerektiği cevabını alır. AKP açısından ideal olan durum budur.”

Ve hemen eklemiştim:

“Ama işin içinde insan egosu olduğu için bu çözüme pek ihtimal vermiyorum.”

İtiraf etmeliyim ki; AKP beni yanılttı ve başından beri sergiledikleri dayanışmayı burada da gösterdiler.

İşin bu boyutu çok önemli.

Ve günün en yakıcı sorusu şu: Kendilerine Atatürkçü, laik, solcu, çağdaş vs. diyenler niye bu kadar sevgisiz, kıskanç, birbirine düşman?

Buna karşılık AKP çevreleri niçin birbirine bu kadar sıkı sıkıya bağlı?

İşte Türkiye’yi bir büyük dönüşümün eşiğine getiren ve türbanın köşke çıkması noktasına sürükleyen gelişmelerin sırrı bu soruda gizli!

Meclis’e gidiyorsunuz: CHP’li milletvekillerinin yüzünden düşen bin parça, birbirine selam vermeyen, koridorda gördüğü zaman yolunu değiştiren pek çok kişi var.

Konuştukları zaman kasılmış bir ağız ve gevrek bir ses tonuyla: “katılımcılık, demokrasi” filan gibi birkaç klişeyi dile getiriyorlar ama temel unsurları sevgisizlik, kıskançlık.

Birbirinden nefret!

Diğer “sol” partilere bakın. Başkanlar birer derebeyi gibi “küçük aşiretlerin” başında olmayı, posterlere, otobüslere resimlerini bastırmayı marifet sanıyor. Hayatta kendi gücüyle başaramadığı bir şöhrete sahip olmaktan, partinin sırtına binerek egosunu tatmin etmekten başka bir derdi yok.

Bir de “öteki taraf”a bakın.

AKP’yi kurdukları zaman Bülent Arınç, Abdullah Gül gibi isimler milletvekili.

Gül kendi partisinde genel başkan adayı olup, delegenin yarısının oyunu almış. Siyasi yasağı yok, dil bilir. Arınç da Gül de Erdoğan’ın ağabeyleri. Kaldı ki Erdoğan siyasi yasaklı, seçime bile giremiyor.

Ama sıra genel başkan belirlemeye geldiği zaman Arınç da Gül de “Hayır!” diyorlar “Bu kardeşimiz halkta daha çok ilgi görüyor. Onu genel başkan yapmamız gerekir.”

Siz böyle bir davranışı Deniz Baykal’dan ya da öteki “solcu”lardan bekler misiniz?

Acı acı güldüğünüzü görür gibi oluyorum.

Haklısınız, gülünç bir soru sordum.

Neyse AKP macerasına devam edelim:

Seçimler sonucunda Abdullah Gül başbakan oluyor, sonra koltuğunu Erdoğan’a devrediyor.

Şimdi de Erdoğan, yardımcısını Cumhurbaşkanı yapıyor.

Arınç buna itiraz etmiyor ve AKP içindeki herkes sarılıp birbirini tebrik ediyor.

İşte sır burada.

Dünyanın her yerinde sol dayanışmacı, sağ bireycidir.

Türkiye’de ise durum tam tersi.

Solun bencilliği, düşmanlığı, küçük düşünmesi ve kıskançlığı karşısında, dayanışmacı bir hareket Türkiye’yi ele geçiriyor.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde yeni ve çok önemli bir sayfa açıldı.

Eğer siyasal İslam bu dayanışmayı sürdürür, laikler de amip gibi bölünmeye devam ederlerse; emin olun bugünleri de arayacağımız noktalara gelmemiz çok yakındır.

25/04/2007 vatan

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları, Haber-Gündem, okunası yazılar | 5 Yorum »

GARİP DEĞİL Mİ__?

Posted by bobolican Nisan 24, 2007

Camiye bağışlamamız gerektiğinde bi 20 YTL gözümüze ne kadar büyük gözüküyor. Alışverişe giderken aynı 20YTL ne kadar da küçük geliyor gözümüze. GARİP DEĞİL Mİ?

Allah yolunda bir saat çalışmak ne kadar uzun bir vakit olarak gözüküyor gözümüze. Balık tutma, futbol veya TV de dizi izlemek için harcamaya kalktığımızda, aynı vakit nasılsa kısa geliyor bize. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir cüz Kuran okumak için ne kadar emek sarfediyoruz. Çok satan bir romanın ikiyüz sayfasını okumak ise, bizim için ne kadar kolay. GARİP DEĞİL Mİ?

Kuranın dediklerini sıkı sıkıya sorgularken, gazetelerin yazdığına nasılsa hemencecik inanıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?

İslami bir faaliyete vakit ayarlamak ne kadar da zor oluyor. Başka bir sosyal etkinliğe ise vakit bulmak ne kadar da kolay oluyor. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir iki Kuran ayetini ezberlemek için nasılda uzun bir zaman ve çaba gerekiyor. Bir şarkı ezberlemeyi ise az zamanda nasıl kolay başarıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir rahibe baştan ayağa örtündüğünde kendisini Allah yoluna adamış biri diye saygı görür. Tesettürlü bir Müslüman hanımı gördüklerinde ise aynı insanlar onun baskı altında olduğunu düşünürler. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir batılı kadın dışarıda çalışmak yerine evini tercih ettiğinde, çocukları ve evi için kendinden fedakarlık eden biri olarak saygı görür. Ama aynısını bir Müslüman hanım yaptığında, böyle yapmakla özgürlüğünü kısıtladığı düşünülür. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir çocuk herhangi bir konuda ciddi bir yoğunlaşma gösterdiğinde, bu çocukta iyi bir potansiyel var denilir. İslami konularda bilgi edinmeye çok mereklı bir çocuğa ise problemli nazarıyla bakılır. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir Yahudi sakal bıraktığında inancının gereği olarak böyle yaptığı düşünülür. Aynısını yapan bir Müslüman ise; FANATİK, AŞIRI UÇ, YOBAZ muamelesi görür. GARİP DEĞİL Mİ?

Bir hristiyan militanı birini öldürürse, işlediği cinayeti ile mensup olduğu din arasında bir ilinti kurulmaz. Ama bir Müslüman bir suç işlediğinde, O kişiden önce dini sanık sandalyesine oturtulur. GARİP DEĞİL Mİ?

Ve bütün bunlara rağmen, İslamiyet yeryüzünde en hızlı yayılan dindir. GARİP DEĞİL Mİ???

Sizce de GARİP DEĞİL Mİ ?

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

Bim de eski sevgiliyle karşılaşmak..(okuyun:) )

Posted by bobolican Nisan 20, 2007

deneyimlerime göre pek fazla samimi olunmayan bir kişiyle yanyana yürümek zorunda kalmaktan sonra en fazla gerginlik yaratan hadisedir. zordur bir zamanlar sevdiğiniz kişinin blume tuvalet kağıdı aldığını görmek, çok zordur onun le cola içtiğine şahıt olmak, çok zordur…

“hayatın nereye doğru yol aldığını kestiremiyoruz. aslında insan gözü kapalı yaşıyor bence. nereye gittiğini bilmeden öylece savruluyor. bazen açıyor gözünü, bir bakıyor aşık olmuş. sonra yine kapıyor açtığında bakıyor terkedilmiş veya terketmiş. sonra yine kapıyor, açtığında görüyor ki yaşlanmış. şuursuzca geçiyor yıllar. kırışan bir yüz. ben miyim diye bakıyorsun aynaya. evet evet benim galiba”.

romanım aslında harika gidiyordu. baş karakterim filip bu düşünceleri aslında kendi kendine söylüyor gibi gözükse de topluma çok saf bir şekilde yaşıyorsunuz mesajı veriyordu. mükemmel metaforlarla okuyucuyu kendinden geçirtecektim. daha ilk günden romanı yarılamıştım, hızlı yazıyordum. aslında bu gazla bitirirdim akşam ezanına kadar ama bir de baktım ki bana güç veren iki dostum da bitmiş. patito ve le porta.

patito yerken kendimi muazzam bir hayal havuzunda buluyorum nedense. bana güç veriyor ve kuruyan bogazımı nemlendirmek için içtiğim le porta sayesinde de daha bir coşuyorum. ama işte filipin de dediği gibi hayat hiç de istediğimiz gibi gitmiyor.

son patitoyu da attım ağzıma ve bim’e doğru yola çıktım. zaten iki adım ötesi bim. annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar ben bunu anladım.

bim her zamanki gibi sakindi. klima çalışıyor ama soğutmuyordu. nasıl bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı, çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum.

“abi bu klima üflemiyor galiba” dedim. ama cevap vermedi, işine döndü. ben de doğruca patitoların olduğu yere gittim. aman allahım bu ne güzellik. bissürü patito yan yana. gel de alma. hemen iki paket aldım. zaten sudan ucuz. bir de le porta almak lazımdı. gittim onu da aldım.

tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık. sanki bir zamanlar kulağıma “aşkım” diye yankılanan bir ses şimdi “süt de alalım. dost süt olsun” diyordu. bir zamanlar kulağıma “seni seviyorum” diye yankılanan bir ses şimdi “yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz” diyordu. yavaşça arkamı döndüm. patitolar ve le porta elimden yere düştü. evet, eski sevgilimdi bu.

bir zamanlar sevdiğim kadındı. bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kadın. şimdi nişanlısıyla bim’e gelmiş alışveriş yapıyordu. bir zamanlar aşık olduğum kadındı bu. ve alışveriş arabasında le cola, blume, dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi birsürü ürün vardı. evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu.

ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası bim’de raf diye bir şey yok ki. tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadım.

peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar. bastılar kahkahayı. yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. le portam mahzunca yerden bana bakıyordu. ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu.

gözlerine baktım. le portanın değil lan, eski sevgilimin. bana baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. ayaklarıma bakıyordu. anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. buydum işte. sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayım ona. bim’de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi? ben en azından yakışıyorum buraya. içimden geldiği gibiyim.

böyle düşündüm ama sonra hassiktir dedim. adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. kim naapsın lan beni. “nasılsın görüşmeyeli?” dedim. “iyiyim” dedi. “ne güzel” dedim. “hıhı” dedi. gittikçe gerginleşiyordu ortam. yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye baktım ama “nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez” düşüncesi hasıl olduğundan zerre sikinde değildim herifin. adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu.

“niye böyle olduk biz?” der gibi baktım. “ne diyorsun?” der gibi baktı bana. “niye böyle olduk diyorum?” der gibi tekrar baktım. “ne diyorsun anlamıyorum” der gibi tekrar baktı bana. “neyse siktir et” der gibi baktım. siktir etti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden.

gözyaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım ve kasaya gittim. bir de blume peçete aldım yüzlük paket, gözyaşlarımı silmek için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, “paran var mı” der gibi baktı bana, bana bakmasın artık kimse. al lan paranı der gibi uzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü. tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. dönüp onu da aldım. mina koyim, bir romantizm de yaşayamadık be.

eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum, yoldaşım, üzgün olduğumu anlayabilen tek insan.

“abi bir şey diycem. pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya bir büyük”

o günden beri evdeyim. bim’e de kapıcıyı yolluyorum.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 2 Yorum »

www.sonpeygamber.info

Posted by bobolican Nisan 19, 2007

Peygamber Efendimiz’i (S.A.V) dünyaya anlatmak’ sloganıyla yola çıkan ‘www.sonpeygamber.info adlı web’ portalı, Kutlu Doğum Haftası’nda açıldı

Tasarımını Hollywood filmlerinin afişlerini yapan ünlü tasarımcı Emrah Yücel‘in yaptığı portalın açılış galası, Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapıldı. Galaya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu katılarak Sitenin açılışını Başbakan yaptı.

Sivil toplum kuruluşu Meridyen Destek Derneği tarafından oluşturulan projenin
ana konusu Hz Muhammed’i bilimsel veriler ışığında tüm dünyaya anlatmak. Siteyle ilgili bilgiler veren Web Portalı Editörü H. Hümeyra Şahin, “Bu portalın çok basit ve net bir amacı var. Son Peygamber’in evrensel olarak tanınan, bilinen ve kabul edilen bir elçi olarak algılanmasına katkıda bulunmak” dedi. Türkçe, İngilizce ve Rusça olmak üzere üç dilde yayın yapacak olan portal eş zamanlı olarak güncellenecek. Farklı coğrafyalarda Hz. Peygamber etrafında gelişen kültürel algılara ve akademik çalışmalara da yer verecek sitede 6 ayda tamamlandı.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

Yakup kardeşimiz der ki… bu demek değildir ki biz demeyiz :))

Posted by bobolican Nisan 19, 2007

erdal arkadasımız dunya evine giriyor…Düğününe butun sevdiklerini cagırıyor yogun is temposundan kartları dagatamıyor bilirsiniz magazacılık detaylı bilgiler icin 0532 384 44 76

21 nisan 2007 cumartesi saat 19 00 23 00 saatleri arasında …

BAKIRKOY DÜĞÜN SARAYI

ADRES: zuraatbaba lunapark içi BAKIRKOY (bakırkoy meydan munubus duraklarının sokagında) dugun salano telf:0212 572 21 82

Vesile olabildiysem ne mutlu bana arkadaslar ceyreksiz gelen gelmesin :) )))) siman hocam sen ne yapmayı dusunuyorsun :) ) tebrikler yetmez ona gore :=))))))))

iyi gunlerrr

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

ajdar’a şiyir…

Posted by ilimirfan Nisan 14, 2007

Ajdar Ajdar Ajdar Ajdar
Senin gidemediğin yol pek dar
Ulan senin yaptığın erkekliğemi sığar?
Sen kimsin ulan dünkü b.k Ajdar
Bırak şimdi çikitayı mikitayı
Arzuladığın şey kızgın bir boz ayı
Sinirlenmişşin belli gelmiş gene adet ayı
Kaçışın yok olm yiyecen sen bu dalgayı

Nane nane dedin milleti eylendirdin
Bu bok kokan nane ile beni çok sinilendirdin
Olamayan beynine yediğin tokat ile gündeme geldin
Şapsal dansınla milleti gülmekten yere serdin

Ajdar sana koyan koymuş birde Bülent Ablan koysun
Seni tüm Türkiye’nin önünde muz gibi soysun
Şempanzeye benzeyen suratını bir güzel oysun
Eh nihayetinde sende onun gibi bir topsun

Ajdarım sen gündemde baya bir kaldın
Söyle bakayım hangi zengin iş adamıyla yattın?
Bundan sonra GayAjdoş’tur senin lakabın
Bir an önce (GayLiveParty) üyesi olmalısın

Oh be Ajdar buldu sonunda yolunu
Merak etme olm temizlerler arkandan b.kunu
Senin gibileri yakmalı,yıkmalı,asmalı topunu
Dikkat et delik deşik etmesinler o narin poponu

Ajdar senin gibiler barınamaz bu alemde
Ama maalesef narin poponun namı heryerde
Sonunda milletin aklı başına geldi son tahlilde
Narin popona bastılar tekmeyi büyük bir hevesle

Hadi ulan defol git boklu çukuruna
Sakın ola kanca taktırma o koca burnuna
Karanlık sokaklara dikkat,geçmesinler ırzına
Azrail gelir elbet kara paraları tıkar ağzına

Yaptığını zannettin büyük bir vurgun
Ajdar uzun gecelerden sonra çok yorgun
Yaparlar elbet senin çalıştığın genel evede bir soygun
Duyduğuma göre Ajdar ın işler bu ara baya bir durgun

Bu sana son sözüm olsun Gay Ajdoş
Senin koca saksının içi bom boş
Olursun erkek arkadaşlarınla oynaşınca bir hoş
S.kt.r g.t ulan burdan zarı patlak Nonoş.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 2 Yorum »

ajdar’a şarkıı

Posted by ilimirfan Nisan 14, 2007

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

Türkan Saylan, çocukların namaz kılmasını değil, bale yapmasını istediklerini söyledi.

Posted by ilimirfan Nisan 14, 2007

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Türkan Saylan, Türkleri barbarlıkla suçladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Yerleşkesi’nde ‘Türkiye’mizin çağdaşlaşma sürecinde laiklik’ konulu toplantıda konuşan Saylan, Türk milletinin tarih boyunca hep yakıp yıktığını öne sürdü.

Bunun bir alışkanlık haline geldiğini iddia eden Saylan şöyle konuştu: “Biz Türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık. Biz yakıp yıkmak için var değiliz. Biz yaratmak, geliştirmek ve çağın üstüne geçmek için varız.”

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 14 Nisan’da düzenleyeceği mitinge destek talebinde bulunan Saylan, “ÇYDD olarak 14 Nisan’da Ankara Tandoğan’dayız. Yozlaştırmaya çalışanlar olacaktır. Aramızdan da çıkacaktır. Çağdaş, laik ve demokratik bir Türkiye’nin devamı için yapılması gerekenleri yapalım. Sesimizi duyuralım. Bir kişi bin kişiye, bin kişi binlerce kişiye ulaşabilir.” şeklinde konuştu. Çocukların namaz kılmasını değil, bale yapmasını istediklerini dile getiren Saylan, şunları söyledi: “Türkiye’nin bölünmesine, ırkçılığa yönelmesine, binlerce yıl öncesinin Arap ve İran âdetlerinin gelmesine karşıyız. Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz. İnancın insanların iç dünyasında saklı olmasını istiyoruz.”

Konuşmasında Gençlik Korosu’nu yöneten müzisyenin isminin Muhammed olmasından yakınan Saylan, “Gençlik Orkestrası’nı yaratan ve yöneten arkadaşımızın ismi Muhammed. Düşünebiliyor musunuz buradaki ironiyi?” yorumunu yaptı. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler nedeniyle Türkiye’yi zor günlerin beklediğini savunan Saylan, seçime katılacak partilerin sembolleri ile dalga geçti. Saylan şunları söyledi: “İnsanlar okuma yazma bilmesin ki parmak bassınlar. Seçim kâğıtları at, eşek, arı ve kuşlarla dolu. Bilinir ki okuma yazma bilmeyen çoğunluktadır ve onlar ancak parmak basarak oy verirler. Onların ağaları, tarikat reisleri çağırır ve biz ata, eşeğe, arıya ya da kuşa oy vereceğiz derler. Böyle bir topluluk nasıl kalkınır? Böyle bir topluluk cahil bırakılmıştır. Bizi yönlendirmek isteyenlere, bizi koyun sananlara karşı dikkatli olalım. Bu ülkedeki insanları siyah-beyaz diye ayırmak, vatansever veya vatan sevmeyen hain diye ayırmak kimin haddine’”

 A. TURAN ALKAN

t.alkan@zaman.com.tr Yorumlar

Ah hocaanım ah!..

Ah hocaanım ah, anlamazlar ki bunlar! Boşuna konuşuyor, nâhak yere kendinizi helâk edip gülden nâzik âsâbınızı yıpratıyorsunuz. Yazık size yazık! Bu memlekette Burhan Altıntop’lar -tüh dilim yansın “çağdaş bilim kadınları” diyecektim- kolay yetişmiyor. Sizin yaptığınız, hâşâ huzurdan yem torbasını gül yapraklarıyla doldurmak.
Ne lüzum var hanımefendi? Boca edeceksiniz pancar küspesini, biraz da arpa kırığı katacaksınız içine; kıtır kıtır kesecekler (“kesmek” tâbirini kırsal anlamda kullanıyorum, mâlum, “yem kesmek” diye bir tâbir vardır ya, ona telmihen!)Harb-i umumi ertesi, orta mektep talebesiyim. Uzun teneffüste herkes dışarı çıktı, mânâsız oyunlarla mektebin bahçesinde (mektep deyince aklıma hep “mektebin bacaları” türküsü gelir nedense hocaanım; ille de Muazzez Türing hanımefendi okuyacak!) kendilerini yorarken, ben ise bizzat tâ o günlerden ilerici arkadaşım (ilerici olduğunu şuradan anlamıştım; oturduğunda yüzü, ayak parmaklarının gösterdiği istikamete, yani ileriye doğru dönüktü) Mükerrem ile sıraların üstüne çıkıp bale yapmaya başlamış idik. Ayağımızda kara lastikten Gızlıvat ayakkabıları… Biz öylecene Kuğu Gölü’nün 2. faslındaki (mâlum-ı âliniz “The City Park” olarak bilinir bu kısım) erkek kuğuların dansındaki figürleri temrin etmekteyiz; derken,

-Nedir lan bu rezalet, görgüsüz köylüler! diye barbar bir haykırışla, zalim bir avcının okuyla vurularak göklerden yere düşen kuğular gibi süklüm püklüm, başmuavin Tangut Bey’in karşısında buluverdik kendimizi.

Uzatmayayım hocaanım, mektebin disiplin kurulu neticede bize birer hafta uzaklaştırma cezası kesti. Gerekçesini duysanız, gülmez ağlardınız; meğer Kuğu Gölü balesinde erkek kuğular, zarafet yerine saldırganlığı temsil ettikleri içün çıplak ayakla dansederlermiş. Başmuavin Tangut Bey, Mükerrem’le benim Gızlıvat lastiklerle sıralar üzerinde dans edişimize o yüzden pek öfkelenmişler. Bizi, “balenin ruhunu öldürdünüz ulan, kültürsüz mürtecîler, ah n’olaydı İstiklâl Mahkemeleri lağvedilmeseydi de sizin sülâlenizi cümleten sürüm sürüm sürüseydik” diye döğmekten beter ettikten sonra cezamızı kestilerdi.

Valla çok haklısınız hocaanım, bu millet adam olmaz; baleden anlamaz, opera seyretmez, çok sesli musiki tegannîsini yirmilik çiviyle çaksanız bir yerlerinde durdurmaz, o’ssaat yere düşürüverir.

O günden sonra Mükerrem’le ben baleyi bırakıp, kahrımızdan namaza başladık hocaanım. Zaten karşı devrim de ipini kırmış ilermekte! “Namaz kılanlara ayda beş lira harçlık veriyorlarmış” diye duyduktu, meğer aslı yokmuş, kimse beş kuruş vermedi fakat namaza böylece alıştık gitti. Mükerrem bir ara, “yahu gel baleye yeniden başlayak” dedi, fakat garibimin boynu yana ve geriye dönmediği için temel figürleri yapamıyordu; onun hayatı böyle kaydı. Ben ise bir çift bale pabucu alacak parayı denkleştirene kadar yaşım bilmem kaçı bulmuş idi…

Bu hikâyeler acı fekat hakiykattir hocaanım; kazatada beyanatınızı okudum; işte nihayet benim hâlimi anlayan bir ehl-i bilim çıktı diye memnun ve mesrûr oldum. Hocaanım hocaanım, bunlar göğü yıldızdan, yeri kesekten tanıyan bir cem’i gafirdir. Birleşik pusulasında afbuyrun fil, eşek resmi görmeden fırkalarını bile tanımazlar; öyle olduğu içün ne müzenin, biyenalin yolunu bilir, ne de mitinge giderler ama “tavuk kanadıyla mangalda cızbız yapacağız, hadin seyrana gedek” deseniz koşa koşa seğirtirler.

Aslına bakarsanız hocaanım -aramızda kalsın- bu Türklere ekmek-soğan verende kabahat; bin küsür yıldır Arap-İran âdetlerinin peşine takılıp ööylecene şeyedip gidiyorlar. Bunlara bir öğün sopa atacak, ikinci öğün çağdaşlık dersi vereceksin; üstelik kitabın arasına darı, bulgur koymazsan okumazlar bunlar hocaanım, mâlumunuzdur!

İçim pek dolu bu mevzuda hocaanım, daha çok yazar idim fakat ikindi ezanı okunmakta el’an! Şu vaktin borcunu edâ edeyim, dertleşmeye bilahire devam ederiz inşaallah!

14 Nisan 2007, Cumartesi

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

Ssk Muhammet der ki… BAYRAK

Posted by bobolican Nisan 12, 2007

BAYRAĞIMIZIN DERİN MANASI

LÜTFEN HERKES OKUSUN…..

Insan zekası bir takım anlamları daha güçlü anlatmanın yollarını arayıp bulmuş; bunun için benzetme (teşbih)ler yapmış, mecazlar kullanmıştı. Anlamları yalnız kelimelerle değil, bir takım işaretlerle, sembollerle de ifade etmiştir. Insanlar çok eski zamanlardan beri canlı ve cansız varlıklarda gördükleri bazı özellikleri bir takım anlamlar için sembol (remz) haline getirmişlerdir.

Sembollerin ceşitli dillere göre , aynı toplum içinde mesleklere ve konulara göre değiştiği, başka başka anlamlar için kullanıldığı da görülür. Mesela; Edebiyatımızda çok kullanılan ve uzun boylu, ince yapılı sevgiliyi sembolize eden “Selvi” kelimesi, dini (tasavvufi) edebiyatımızda Ahireti temsil eder. “Elif” harfine benzediği için de ALLAH (c.c.)’ın birliğini yani Tevhidini remz için kullanılır. Aksine Cam dalları uçta “Haç=salip” şeklini aldığı için Hristiyanlarca cok makbul tutulur Yılbaşı ve Noel günlerinde evler tercihan o dallarla süslenir. Haç’ı andırdığı içinde Biz Türkler mezarlıklarımıza Çam dikmeyiz. Dini Edebiyatta “Gül” Pergamber Efendimizin sembolüdür. Ay ışığının en parlak olduğu ondördüncü gecesi dolunay (Bedir) da yine ALLAH (c.c.)’dan aldığı vahiy nuruna aynen yansıtan Peygamber Efendimizi temsil eder. Osman Gazi’nin rüyasında gördüğü çınar ağacı Osmanlı Devletinin güç ve otorite sembol üdür.

Buraya kadar sembollerin manaya yükselişini fazla çoğaltmadan bir kaç örnekle anlatmaya çalıştık. Bayrağı ve Bayraktaki sembolik manayı iyice anlayabilmek için buna ihtiyaç vardı.

Türk Bayrağı rengini şehitlerin kanından, ilhamını da kan gölüne yansıyan ay ve yıldızdan aldığını biliyoruz. Fakat bayrak hakkındaki bu bilgi, bayrağın taşıdığı kutsal anlamı, o anlamdaki sembolizmi, ondaki derinliği ve yüceliği anlatmaya yetermi?

İnsan düşüncesi manevi anlamdaki yücelik kavramı ile maddi anlamdaki yükseklik kavramı arasında bir ilişki bir paralellik kurar. Kutsal saydığı ve saygı duyduğumanevi değeri yüce olanın mekan bakımından da yerinin yüksekte olmasını arzu eder. Onun içindir ki, işlemeli Mushaf (Kur’an-i Kerim) çantasını yükseğe asarız veya kütüphanemizin en üst rafına koyarız. Ezanı yüksek bir yerden yani Minareden okuruz. Ve Bayrağı yüksek bir direğe çekeriz. Çünkü Bayrak, başta milletimizin istiklâl ve hakimiyeti olmak üzere, inandığı ve uğrunda can verdiği ne kadar kutsal değerleri varsa hepsini sembolize eder. Bu anlamda her Bayrak kendi milletine göre kutsaldır.

Bilindiğ gibi, genellikle Hristiyan milletler bayraklarına Haç şeklinde semboller yer almaktadır. Müslüman milletlerde ise Hilal görünmektedir. Haç’ın anlamı Hazreti İsa (a.s.)’nın çarmıha gerilerek haç şeklinde şehit edildiğine inandıkları için Hristiyanlar onu sembol olarak alırlar. Peki ya Hilal? Müslümanlarca sembol olarak kabul edildiğini biliyoruz. Ancak bunun sembolik değeri nereden gelmektedir? Dolunay (Bedir) ayın ondördüncü gecesindeki haliyle daha parlak olmasına rağmen niçin ayın en az ışık verdiği yay şeklindeki zayıf şekil sembol almıştır?

İşte burda Hilal’in gücü burda çıkmaktadır. Çünkü Hilal, Haç gibi doğrudan şekil olarak alınsaydı Dolunay kullanmak daha uygun olurdu. Halbuki “Hilal” şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da “ALLAH (c.c.)” isminden almıştır.

Bilindiği gibi arapça aslında Hilal kelimesinde; 1 “He”, 1 “Lam”, 1 “Elif”, ve yine 1 “Lam” harfleri bulumaktadır. Yani 1 “He”, 1 “Elif” ve 2 tane “Lam” bulunmaktadır. Bu harflerin ebced hesabıyla rakam değeride:

• “He

• “Lam”

• “Elif”

• “Lam”

• Toplam Olarak =99 ALLAH (c.c.) kelimeside yine bir “Elif”, iki “Lam” ve bir “He” ile yazılmaktadır. Bu harflerin de değeri yine ebced hesabıyla toplandığında yine 99 rakamını verir. Her iki kelimede harfler değişmediği için rakam değerleri de değişmiyor. Yani Hilal yazarken ALLAH (c.c.) isminin harflerni kullanıyoruz.

99’da Esmaul Hüsna’yı temsil eder

Öyleyse bu iki kelimeyi bilhassa sembolik olarak birbirinin yerine kullanmak mümkündür. O halde Bayrak üzerine ALLAH (c.c.) yazacak yerde, aynı ismin eş değerlisi olan Hilal’i koymak hem anlamlı, hem inançlarımıza daha uygundur. Çünkü inancımıza göre, “ALLAH (c.c.)”ı sembol olarak bile ifade etmek mümkün değildir. Aksi halde putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz. Bu sakıncadan dolayı “ALLAH (c.c.)” ın zatı ve ismi tenzih edilerek, o ismin harf ve ebcedi bakımından eş değerlisi olan “Hilal” sembol yapılmıştır. Madem ki sembolik anlam taşıyacaktır o halde Hilal yazmaktansa Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur. Aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun, daha anlamlıdır. Böylece Hilal’in sembol olarak seçilmesinde şu mantık silsilesi görülmektedir:

ALLAH (c.c.) à Hilal (isim) à Hilal (şekil)

ALLAH(c.c.)’ın birliği (Tevhid) inancı ve bu inancın La ilahe İllallah (ALLAH (c.c.) tan başka Tanrı yoktur) formulüyle ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin içinde sembol olarak ifadesini bulmuştur.

Bilindiği gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında, öellikle Suudi Arabistan doğrudan doğruya Kelime-i Tevhid’i yazarak sembole gidilmeden bayrağına koymuştur. Ancak birtakım manaların sembol ile ifadesi, sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır.

Hilal’in kucağındaki Yıldız, Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya şeklinden alınmıştır. Ancak bu şekil yine Arapçe “Muhammed” yazısının şeklidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ismi yazıldığı zaman Birinci “mim” in başı, “ha” harfinin dirseği, ikinci “mim” in kıvrımı ve “dal” harfinin alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir. Ve tam bir yıldız şeklini alır. Zaten İslam’ın şartları da beş tanedir.

Hilal ALLAH (c.c.) inancını, Yıldız Peygamber’e bağlılığı dile getirir.

ALLAH (c.c.) inancı, amentü ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için iman esaslarının hepsi bu sembolle ifadesini bulmuş olur. O zaman Hilal iman şartlarını, yıldız da İslam’ın şartlarını remz (sembol) olarak dile getirir ki, bayraktaki bu iki sembolle, ay ile yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur.

Claude Farrere dilimize “Türklerin Manevi Gücü” adıyla çevrilen eserinde (s.36) Hilal şekli üzerinde durarak bu şeklin Türklerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını anlatmaya çalışır:

“En mükemmel gemiler, yarım ay şeklinde amiral gemisinin etrafına sıralanmıştı. Evet yarım ay şeklinde… Ve hilal şekli gerçekten müslğman, gerçekten Türk olan herkesi heyecandan titretmeye yeter!…”

diyerek Türk toplumunun hayatında örf ve geleneklerin ne kadar köklü bir yeri olduğunu anlatır.

İstiklâl marşımızda,

“Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.”

“Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl?”

mısralarında bayrağın ve hilalin şahsına dile gelen hitap, aslında doğrudan doğruya ALLAH (c.c.)’a niyazdır. ALLAH (c.c.)’dan, artık bu millete rahmet ve merhametşyle nazar etmesi istenmektedir. Zaten

“Ruhumun senden ilâhî şudur ancak emeli;”

mısrasında bu dilek daha açık bir dille ortaya konmaktadır.

Hilal sadece bayrağımızda değil, kandil geceleri yapılıp dağıtılan ay çöreğindede görülür. Camide ve kışladaki ders nizamı da, Mehter Takımının nöbet vurma sırasında aldığı şekil de hep Hilal şeklidir.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 2 Yorum »

GÖZYAŞI GECELERİ

Posted by bobolican Nisan 11, 2007

merhaba arkadaşlar

GÖZYAŞI GECELERİNİN YENİ PROGRAMININ İSMİ BELLİ OLDU; “YA GELMESEYDİ”
Gözyaşı Geceleri Genel Sanat Yönetmeni Haşim Akten bir açıklama yaparak Nisan ayı içinde icra edilecek olan programın tamamen yeni ve farklı konularda hazırlandığını ve isminin de tespit edilerek afiş, davetiye ve duyuru çalışmalarının büyük bir kısmının bittiğini belirtti. Akten;
“Gözyaşı ekibi olarak seneyi üç kısma bölmeye çalışıyoruz. Her bir kısımda ise yeni ve farklı programla gözyaşının gönül dostları ile birlikte olmaya dikkat ediyoruz. Nisan ayı’nın kutlu doğum ayı olması ve bizim içinde sezon başlangıcı olması hasebiyle farklı ve değişik bir programla seyircilerimizin karşısına çıkmayı düşündük. Uzun süren araştırmalarımız ve ekibimizle yaptığımız beyin fırtınaları sonucunda programımızın ismini “YA GELMESEYDİ” koyduk. Ana tema tüm gecelerimizde olduğu gibi Alemlere Rahmet olarak gönderilen Hazreti Ahmed’in güzellikleri ve o güzellik kaynağından yararlanan tüm gönül dostlarının müthiş ibretamiz hayat hikayeleri. Halen çalışmalarımız devam ediyor. İnşaallah Nisan ayı içinde bu programı hem istanbulda, hem de Türkiye’nin değişik bölgelerinde icra etmeye başlayacağız. Dostlarımız şimdiden merakla soruyorlar bize nasıl bir program diye. Bizde her zaman olduğu gibi söylüyoruz. Gözyaşı Geceleri anlatılmaz, yaşanır… Gelin birlikte yaşayalım…”

15 Nisan Ya Gelmeseydi Programıyla Feza Sinemasında’yız

LÜTFEN 0212 444 0 131 NUMARALI TELEFONDAN PROGRAMIN KONTENJANI KONUSUNDA BİLGİ ALABİLİRSİNİZ..

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 3 Yorum »

BİRLİK ÜZERİNE

Posted by bobolican Nisan 7, 2007

S.A Türkiyede güncel meseleler gerçekten diğer ülkelere göre çok farklı her an şok şok şok skandal skandal skandal flaş flaş flaş tarzı haberlere rastlamak mümkün bir bakarsın ortamı c.başkanlığıyla germişler bir bakarsın irticayla bir bakarsın ekonomiyle.

Bu kadar hareketli olmasının sebebi-hikmeti nedir diye düşündüğümüzde Bir imparatorluğun çöküşü ardından kadroyu o anlayışla taban tabana zıt kadroların adım adım vatanına tarihine milletine inancına özüne mankurtlaştırılarak ele geçirmesinin bugünlerde zaafiyete uğramaya başlamasıdır malum anlayış yine de güçlüdür ve her fırsatta ortamı germektedir. Yabancılarla kol koladır ama baktığında ondan ulusalcısını bulamazsın en hayırlı bir şeyi bile şer tabağıyla servis yapabilir. Birçok yöntemi vardır ama bizim üzerinde biraz durmak istediğimiz Müslümanları birbirine düşürme projesidir ve bunda da profesyoneldirler İslam tarihini de iyi bilmektedirler yaklaşım klasik bir o kadar da sinsicedir en iyi en üstün tarikat-cemaat-mezhep tartışmasız bizimkisidir

Dolayısıyla en iyi lider de bizimkisidir anlayışını körükleyip Peygamberin ferasetli olması gerektiğini söylediği ama bu hadise zıtlık oluşturmak istercesine benim müslümanım bu tarihi hataya düşmektedir. MÜSLÜMANIN SERGİLEMESİ GEREKEN DAVRANIŞ İSE ŞU OLMALIDIR: HEPİMİZİN İNANCI VE VARACAĞI NOKTA AYNIDIR DAHA DA ÖLMEDİK KİMİN HAYIRLI OLDUĞUNA DA ALLAH KARAR VERİR. Bu zihniyetin yaptığı ikinci psikolojik harekat cemaat-tarikat ve liderlerinin yaptığı yanlışları anında diğerine servis yapmasıdır o da bak gördün mü biz boşuna demiyoruz en iyisi bizimkisi diye söylenmeye başlanır halbuki
MÜSLÜMANIN DAVRANIŞI ŞU OLMALIDIR: HUCARAT SÜRESİ 6. AYETTE RABBİM NE DİYOR ^ EY İMAN EDENLER EĞER SİZE BİR FASIK HABER GETİRİRSE ONUN DOĞRULUĞUNU ARAŞTIRIN. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE SONRA PİŞMAN OLURSUNUZ^

Servis edilen haberin önce doğruluğunu sonra amacını sonra da haber yanlışsa tepkisini haber doğru ise de seni ilgilendirmez bu bizim meselemiz deyip yanlış yapan kardeşi için önce istiğfar sonrada uyarı yapmasını gerektirir. Kardeşlerim yazımın başına dönecek olursak adamlar yaşadığı bu zaafiyette Müslümanları birbirine karşı kışkırtmalarına prim vermeyelim diğer harekatlarına karşına en azından dua edip VE MEKERU VE MEKERALLAH ( onların bir planı vardı ALLAH ında bir planı var) diyerek ALLAHIM tuzaklarını başlarına makus eyle. ALLAHIM bu ümmete birlik-beraberlik, şuur ver ve yardımını esirgeme.

AMİN.

Yazı kategorisi: fetvalar, Haber-Gündem | 1 Yorum »

Bilmeyenlerde böyle bilsin..!

Posted by bobolican Nisan 6, 2007

F. Gülen ‘rejim karşıtı’ mı? / Video (haber7.com`dan)

Darbe ve andıç’ iddialarıyla Fethullah Gülen’in adı yeniden gündeme geldi. Fethullah Gülen bu bağlantıyı kurmaya çalışanlara ne diyor? İşte Gülen’in demeçlerinden derleme:

Ülke üzerinde oynanan ama hedefine bir türlü ulaşamayan oyunların hemen ardından bir şekilde Fethullah Gülen ismi gündeme getiriliyor. Bunun nedeni ne? Fethullah Gülen bu iddialara nasıl yanıt veriyor?

Yazı kategorisi: basın açıklamaları | » yorum bırak;

ufak ama önemli bir bilgi

Posted by bobolican Nisan 6, 2007

dergahın güzide isimlerinden Ramazan Yaylaoğlu’nun hattı değişmiştir. yeni numarayı buraya kaydediyorum, onu bi değiştirelim arkadaşlar. bu işi de burdan yaptığımızı söylemiyelim de bizi vurmasın
Numara:0533 252 63 57
faturalı, yakuliye yeni bir rakip, bay 32 :)

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

Güncel meselelere devam..

Posted by bobolican Nisan 6, 2007

ÇOCUK OYUNUNDA HARİTA SKANDALI
31/03/2007 11:03:40
——————————————————————————–

Hürriyet’in çocuklar için dağıttığı oyunda; tüm ülke sınırları tamken Türkiye’nin yarısı yok.

İlk kez Kanal A Televizyonu’nun ortaya çıkardığı Türkiye’yi bölünmüş gösteren harita gündeme bomba gibi düştü. Bir çocuk oyununda, Türkiye’nin sınırları değiştirildi. İşin daha da vahim olan tarafı ise bu bilgisayar oyunu, Hürriyet gazetesi tarafından promosyon yapılarak tüm Türkiye’de dağıtıldı. Oyununun kahramanı ise çocukların çok yakından tanıdığı Hügo. Hügo ülke ülke gezerek maceradan maceraya koşuyor; Endonezya, Kanada, Çin Hindistan…Çocuklar, Hügo ile macerayı paylaşmak için o ülkenin haritasına tıklıyor; ancak söz konusu maceranın adresi Türkiye olunca oyun tam bir skandala dönüşüyor; çünkü haritada Türkiye’nin neredeyse yarısı yok. Yabancı bir firma tarafından hazırlanan bu skandal oyunun yüz binlerce çocuğa dağıtımını ise Hürriyet oyun kulübü yaptı. Oyunda yer alan bütün ülkelerin sınırları fosforlu yeşille öne çıkarılıyor ama Türkiye’de durum değişiyor. Sinop’tan Hataya kadar uzanan çizginin doğusu gösterilmiyor. Yani haritaya dokunanlar Türkiye’yi bu sınırlardan ibaret algılıyor. Çocuklara oyunun içinde bazı ülkeleri tanıtıcı bilgi de veriliyor. Türkiye ise Fes takan insanların ülkesi olarak tanıtılıyor.

Üstelik bu oyun daha ülke sınırlarını yeni yeni öğrenen çocukların ilgi odağı. Pek çok kez yabancı ülkeler Türkiye’yi bölünmüş haritalarla gösterdiler. Fakat bu olayı diğerlerinden ayıran acı bir gerçek var. O da bu oyunun Hürriyet tarafından promosyon ürünü olarak dağıtılması ve on binlerce çocuğa ulaştırılması. Hem de hiçbir denetim yapılmadan… Ailelerin -bu tür sinsi tuzaklara karşı- çocukların oynayacakları oyunu seçerken çok dikkatli olması gerekiyor…

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

Güncel Meseleler…!

Posted by bobolican Nisan 6, 2007

Evet arkadaşlar güncel meseleler hakkında yorumlarınızı bekliyoruz.

-Cumhurbaşkanlığı seçimi ,erdoğanın tavrı,rektörlerin duruşu,hukuki açıdan analizi,getirileri götürüleri
-Borsanın zirveye çıkıp doların taban yapması nasıl yorumlanmalı?
-iran ile ingiltere arasındaki asker krizinin sonuçları,ahmedinejatın izlediği politika ve uluslararası camiada yaptığı etkiler,türkiyenin bu krzide üzerine düşen görevler ve yaptıkları,
-merve kavakcı ,nazlı ılıcak`ın aihmdeki davasının sonucu ? sevinsek mi üzülsek mi ?
-andıç skandalları
-günlük skandalları
v.s

gibi konularla ilgili yorumlarınızı fikirlerinizi ve entellektüel birikimlerinizi bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. ifrata kaçan laf vurma ,yeleştirme hatta sidik yarışları belli bir noktadan sonra bence gereksize kacıyor. muhammetin de dediği gibi site amacından biraz sapmış görünüyor.

gerçi buradaki sorunun mesuliyeti ahmet abide yahya abide zabıta abimizde alim muhammette simmani abimizde ve diğer abilerde. çünkü onlar böyle konularda yazı yazmayıp biraz naz biraz zaman kıtlıgı v.s bahaneleri ile ortalık boş kalıyor ve açılıyor konular kalemden kızdan sidikten midikten sonra al alabilirsen önünü.

öte yandan uzun zamandır (1 haftadan fazala bir zaman) giremediğim siteye bugun itibari ile tekrar girme şerefine erdim.

sınav haftası dolayısı ile biraz geri planda kalabilirim herkese saygılar…

örnek almamız gereken bloglardan seçmeler…
adamlar menfi ya da müsbet fikirlerini blogları sayesinde dile getiriyor ve yankı buluyorlar mese ekonomi türk son derece populer oldular aynı şekilde irtica yaptıkları eğri yada doğru fikirlerini güncel konular hakkında oluşturmak ve yayınlamak.

sıra bizde…

http://www.mustafaakyol.org

http://orhankaraca.blogspot.com

http://irtica.wordpress.com

http://www.derinsular.com

http://ekonomiturk.blogspot.com

http://www.izlenimler.net

http://counteratak.blogspot.com

http://www.fikiratolyesi.com

http://hocaileessek.blogcu.com

http://www.dusunceler.org

http://ikra.wordpress.com

Yazı kategorisi: Eleştiri, Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

Bilkentli öğrencinin Kürdistan savaşı 5 Nisan 2007

Posted by bobolican Nisan 6, 2007

Bilkentli öğrencinin Kürdistan savaşı 5 Nisan 2007

Nuray BABACAN / ANKARA

Bilkent Üniversitesi 3. sınıf öğrencisi Kıvanç Sağır, Erasmus Değişim Programı çercevesinde Amsterdam Üniversitesi’nde eğitim görmeye gitti. Enerji hatları ve güvenliği dersi veren Çinli öğretim üyesi Guo Xuetang, Türkiye’nin Güneydoğusu’nu “Kürdistan” ve Diyarbakır’ı da başkent gösteren bir harita üzerinden “enerji yollarını” gösterdi.

Kıvanç Sağır, dersin sonunda hocasına itiraz ederek, “Bu haritayı nereden aldınız? Türkiye’nin sınırları içinde olan bir yeri nasıl başka bir ülke olarak gösterirsiniz” diye itiraz etti. Sunum yapan Çinli “Her yerde bu haritadan var” diye kendisi savunurken, dersin asıl sahibi İranlı öğretmen de Sağır’a tepki gösterdi. Sağır ve bir grup Türk öğrenci, Çinli Öğretmen Guo Xuetang’ı protesto ederek, standart bir metinle e-mail çektiler. Öğretmen, öğrencilerin protestosunu dekana şikayet ederek, “Kendimi güvende hissetmiyorum” dedi. Dekan ise Sağır’ı yanına çağırarak, “Ya hocandan özür dilersin ya da programını sona erdiririz” tehdidinde bulundu.

Sağır, hemen TBMM’deki vekilleri devreye soktu. AKP’li Turhan Çömez, Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı’nı arayarak, öğrenciye sahip çıkılmasını istedi. Sağır, yardım çağrısı için gönderdiği mektubunda, Çinli öğretim üyesine gönderdikleri protesto metnini de iliştirdi. Sağır, mektubunda şunları söyledi:

Bilkent’ten de destek istedim
Kürdistan haritasına tepki gösterdiği için Amsterdam Üniversitesi’nde devam ettiği Erasmus programından atılma tehlikesi ile karşı karşıya olan Bilkent Üniversitesi Ulurarası İlişkiler Bölümü Öğrencisi Kıvanç Sağır, kendi okulundan da yardım istedi. Yaşadıklarını Hürriyet’e anlatan Sağır, şöyle dedi:

“Programdan çıkarılmam sözkonusu olunca, kendi okul yönetimimi de aradım. Bilkent Üniversitesi Öğrenci İşlerinden Sorumlu Rektör Yardımcısı Erol Arkun beni aradı. ‘tepkin haklıydı, ama işi protestoya götürmen yanlış olmuş’ dedi.

Sağır, “Biz e-maillerimizde kendisini son derece nazik bir üslupla protesto ettik. Ancak bir iki tane küfürlü e-mail gönderen olmuş. Üniversite Dekanı beni yanına çağırınca, bunu yapan arkadaşlar adına özür dilediğimi söyledim, Ancak ben de özür bekliyorum dedim” diye konuştu.

DERSTE KÜRDİSTAN HARİTASI

Sayın vekilim; ben burada ‘Global Politics and Eurasia’ dersi alıyorum. Dersin hocasının adı Mehdi Amineh (İran asıllı) Bu dersin konularından birisi de bölgedeki enerji güvenliği. 15 Mart 2007′de Tongji Üniversitesi’nden Çinli bir öğretmen, enerji güuvenliği konusunda sunum yaptı. Adı Guo Xuetang. Mehdi hoca ‘bu sunuma gitmek zorunlu’ dedi, biz de gittik. Powerpoint sunumunun bir yerinde, bir harita vardı. Harita, Türkiye’den geçen boru hattını gösteriyor. Ama haritada Doğu Anadolu’da başkent Diyarbakır olarak gösterilmiş. ‘Turkish Kürdistan’ diye bir bölge belirtmiş. Kürdistan’ın tamamı Türkiye sınırları içerisinde.

YANLIŞ BİLGİLENDİRİYORSUNUZ

Dersin sonunda, haritayı tekrar açtırdım, dedim ki; ‘Siz profesyonel bir akademisyensiniz. Bir akamedisyen yaptığı bir sunumda, yanlış bilgi olursa, inandırıcılığını kaybeder. Yanlış bilgilerdirmeniz nedeniyle sınıftan, Türk milletini temsilen de benden özür dilemeniz gerekir.’ Çinli öğretmen, ‘Bu haritada ne var yanlış? Bu bütün haritalarda var, benim kullandığım kaynakta da bu şekilde belirtilmiş’ dedi. Ben de ‘Bu sizin ülkenizin resmi ve ulusal görüşü mü? diye sordum. Mehdi hoca araya girdi ve ‘Bu dersin konusu enerji. Öyle yapmaman gerekirdi’ dedi sinirli bir şekilde tartıştık.”

YA ÖZÜR DİLE, YA GİT

Kampüste bulunan Türk öğrenciler, Sağır’ın organizasyonuyla Çinli öğretmeni protesto etmek için bir dizi e-mail gönderdiler. Standart olarak hazırlanan e-maillerden sonra Çinli öğretmen, Türk öğrencileri okul yönetimine şikayet etti. Dekan, Sağır’ı çağırarak, öğretmenin kendisini güvende hissetmediğini, özür dilenmemesi durumunda programdan atılacağını bildirdi. Sağır, bunun üzerine Türkiye Büyükelçiliği’ne gitti ama kimseyle görüşemedi. Sağır, daha sonra AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’e mektup yazarak yardım istedi. Çömez, Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimde bulunarak, Sağır’a sahip çıkılmasını istedi. Sağır’la ilgili karar için son iki gün olduğu belirtildi.

SAĞIR, haritanın telif haklarının http://www.stratfor.com/ sitesine ait olduğunu da vurguladı. Sağır’ın, Çinli hocasına gönderdiği protesto yazısının orjinali ise şöyle:

İŞTE MEKTUP

Dr. Guo Xuetang,

15 Mart 2007′de Amsterdam Üniversitesi’nde verdiğiniz konferansta, üzerinde sözde, “Türk Kürdistan”ın kendi sınırlarına ait, ayrı bir ülke olarak çizildiği bir Türkiye haritası kullandınız. Böyle bir ülke Türk topraklarında bulunmuyor. Böyle ciddi bir üniversitede, böylesine yalnış bir bilgiyi dinleyicilere sunduğunuz için gerçekten üzgünüz. Muteber Türk ulusunun üyeleri olarak biz, bizden özür dilemenizi talep ediyoruz ve devam eden çalışmalarınızda bu konu hakkında daha dikkatli olacağınızı ümit ediyoruz.

MEKTUBUN ORJİNALİ

Dr. Guo Xuetang,

In your lecture at the University of Amsterdam on 15 March 2007, you used a map of Turkey on which so-called ‘Turkish Kurdistan’ was drawn as a separate country with its own borders. Such a country does not exist within the Turkish territories. We are really sorry that you gave this very wrong information to the audience at such a serious university.

We, as the members of the honorable Turkish nation, expect that you make an apology for us, and hope that you will be more careful regarding this issue in your following studies.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

Hayırlı Cumalar…

Posted by bobolican Nisan 6, 2007

Allahım azabından affına, gazabından rızana sığınırım.
Senden yine sana iltica ederim.
Bize sevdiklerimizi kaybettirme.
gözden düşmekten, anlaşılamamaktan, anlatamamaktan, unutulmaktan, uyutulmaktan, terk edilmekten, ayrılığın dayanılmaz acısından ve azabından sana sığınırım.
unutma bizi, unutturma bizi Allahım.
Bizi bağışla.
Ellerimizi bırakma.
Bizi yanlış yollara düşmekten koru Ya Rab..
Ümmetin gözyaşlarını dindir Allahım.
Cumanız mübarek olsun.

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları, Haber-Gündem | 3 Yorum »

ELVEDA OSMANLI

Posted by bobolican Nisan 5, 2007

Bir Cihan Devleti’nin Çöküşü

Meriç Irmağı’nın öte yakası, yani koca Rumeli elimizden nasıl çıkmıştı? Buradaki soydaş ve dindaşlarımızın akıbetleri ne olmuştu? Düşmanlarının bile takdirini kazanan Şükrü Paşa Edirne’yi nasıl müdafaa etmişti? Yeryüzünü bir cehenneme çeviren Birinci Dünya Savaşı’na nasıl atılmıştık? Çanakkale’de bir destan yazan; Irak, Filistin ve Hicaz cephelerinde çöl sıcakları, açlık, susuzluk ve her türlü mahrumiyet içinde mücadele eden; Sarıkamış’ın karlı dağlarında donarak şehit olan Mehmetçiklerimizin hikâyeleri… Çöl Kaplanı namıyla meşhur Fahrettin Paşa’nın Medine’deki şanlı müdafaası… Asırlarca aynı gökkubbe altında beraberce yaşadığımız bazı halkların ihanetleri… Ve günbatımı: mütareke ve işgal…
Bu satırlar; Mustafa Uluçay’ın kaleme aldığı “Bir Cihan Devleti’nin Çöküşü: ELVEDA OSMANLI” isimli kitapta yer alıyor. Her biri ayrı bir kitaba mevzu olabilecek bütün bu sorular ve konular bu kitapta cevap buluyor ve bir bütün halinde işleniyor.
Kitabın ismi son derece çarpıcı: Bir Cihan Devleti’nin Çöküşü: ELVEDA OSMANLI! Gerçekten de Osmanlı Devleti, Roma İmparatorluğu’ndan sonra dünyanın en uzun ömürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasına hüküm süren ve çok büyük nüfuz sahibi bir cihan devleti idi. Kuruluş yıllarında 5.631 km² olan Osmanlı Devleti’nin yüzölçümü sürekli genişlemiş ve 17. yüzyıl sonlarına doğru en geniş sınırlarına, 24 milyon km²’ye ulaşmıştı. Bu gün Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altındaki topraklarda 45 ayrı ülke bulunmaktadır.
Tarihi hadiselere meşhur sosyolog İbn Haldun’un gözüyle bakmak gerekirse; devletler de tıpkı insanlar gibidir; doğarlar, büyürler, gelişirler ve zevale doğru yol alırlar.
Osmanlı Devleti için de bu hüküm aynen geçerli olmuştu. Zeval vakitleri gelip çatmış, son yüzyıllarında hızla toprak kaybetmeye başlayan imparatorluk, 1912 yılına gelindiğinde tarihinin en hazin felaketi olan Balkan Savaşları felaketini yaşamıştı. Balkanlardaki yangın daha kül bağlamamışken, yeryüzünü bir cehenneme çeviren Dünya Savaşı’na atılmış, milletimiz dört yıl boyunca on cephede seller gibi kanlar akıtmıştı. Cephelerdeki mücadeleler tüm şiddetiyle devam ederken içeride de asırlardır dostça yaşadığı azınlıkların ihanetine uğrayan Osmanlı, bir yandan da bu isyanları yatıştırmak için mücadele vermektedir.
Ve tarihimizin en kara günü olan 30 Ekim 1918 günü gelmiş, Osmanlı Devleti’nin idam fermanı demek olan Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Devletin kalpgâhı olan İstanbul işgal edilmiş, bütün bir Anadolu işgal ve ilhakla karşı karşıya kalmıştır.
ELVEDA OSMANLI, 1912–1918 yılları arasında yaşadığımız bu tarihî gerçekleri bir bütün halinde anlatıyor. Bu kitap, Osmanlı’nın çözülüş ve dağılışının, bir cihan devletinin yağmalanışının hikâyesi.
Kitapta farklı bir üslup ve anlatım tekniği ile karşı karşıyayız. Olaylar senaryo tekniği kullanılarak roman ve hikâye üslubu ile anlatılmış, fakat tarihsel gerçeklikten taviz verilmemiş. Kitabın sonunda yer alan 300’ü aşkın dipnot da yazarın bu konudaki dikkat ve titizliğini gösteriyor.
Yazar, tarih biliminin vazgeçilmez tekniği olan kronolojiye sadık kalmış, olayları yaşanış sırasına göre anlatmıştır. Tarihimizde birçok parlak zaferimiz bulunduğu gibi hüzünlü mağlubiyetlerimiz de yaşanmıştır. Fakat popüler tarih kitaplarımız nedense ya sadece zaferlerimizi ya da mağlubiyetlerimizi ele almaktadır. ELVEDA OSMANLI’da ikisini de buluyoruz. Yazar bu konudaki düşüncelerini şu cümlelerle ifade ediyor:
“ELVEDA OSMANLI, tarih ilminde “total history” adı verilen yöntem ışığında, yani bütüncül bir bakış açısıyla kaleme alınmıştır. Balkan Savaşları’ndan başlayarak Osmanlı’nın son döneminde yaşanan tarihî olaylar kronolojiye uygun olarak bir bütün halinde işlenmiştir. Çünkü zaferlerimiz ve mağlubiyetlerimizle bu tarih bizim tarihimiz. Bir seçme ve ayırıma tabi tutmadan tarihimizi bütün cepheleriyle öğrenmek, en doğru yol olsa gerek…”
Kitap bir belgesel niteliğinde, fakat belgelerin art arda sıralandığı bir belgesel değil bu. Tarihi olaylar, belge ve kaynaklar ışığında, yer yer dramatize edilmiş, gerçeği incitmeyen bir senaryo ile takdim edilmiş. Bu kitapta birçok tarihsel olayın analizleri de yer alıyor. Yazar bu konuda da, Osmanlı Tarihi alanında uzman, farklı bakış açılarına sahip araştırmacı ve tarihçilerin yorumlarına başvurmuş. Bu isimlerden birkaçını hemen saymak gerekirse; Ord. Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İsmail Hami Danişmend… Listeyi daha da uzatmak mümkün.
ELVEDA OSMANLI’da her ne kadar bir hüzün duygusu hâkim olsa da, kitap bir müjde ile sona eriyor. İstanbul ve İzmir’in işgali anlatıldıktan sonra gelen şu cümleler bu müjdeyi pek güzel ifade ediyor:
“Elbette, o birkaç çadırdan cihangirane bir devlet çıkaran ve asırlarca dünyayı titreten bir millet, böyle bir zillete tahammül edemezdi. Milletimiz, tarihinden aldığı bu azim ve inançla yeni bir mücadeleye başladı… Evet arkadaşlar! Bu mücadele milletimizin mücadelesidir. Kadın, erkek; yaşlı, genç; köylü, şehirli; talebe, muallim; imam, esnaf, çiftçi… bütün bir millet, ortak düşmana karşı top yekun cephe almış, tarihte eşine az rastlanır bir mücadele gerçekleştirmiştir. Bu direnişin adı Millî Mücadeledir. İstiklâl Harbi yahut Kurtuluş Savaşı da denilir bu şanlı mücadeleye. Ama bizim bu dönemki konumuz burada bitiyor. Başka bir dönemin, ve dahi başlı başına bir kitabın konusudur bu onurlu direnişin öyküsü…”
ELVEDA OSMANLI; her yaştan ve seviyeden okurun okuyabileceği ve rahatlıkla anlayabileceği bir kitap. Özellikle lise öğrencileri ve öğretmenleri için zevkle okunabilecek bir tarih kitabı, daha doğrusu bir belgesel tarih romanı. Bu kitap; “Tarihimizi nasıl zevkle öğrenebilir ve öğretebiliriz” sorusuna güzel bir cevap niteliğinde.

Nesil Yayınları Halkla İlişkiler Sorumlusu
Yahya AKYILDIZ

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları, Kitap Tanitimi | » yorum bırak;

Gecikmiş mi?

Posted by bobolican Nisan 4, 2007

Esselamu Aleyküm ey dergahı güzin ve onun güzide müdavimleri.
Sizinle şu an okumak üzere olduğunuz yazıda paylaşmak istediğim bir hikaye bulacaksınız.
Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında
Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar. Biri diğerine bir tokat atar tokadı yiyenin cani çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine su sözleri yazar:
“BUGÜN EN IYI ARKADASIM BANA BIR TOKAT ATTI.”
yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
“BUGÜN EN IYI ARKADASIM BENIM HAYATIMI KURTARDI.”
Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatini kurtaran kişi ona şöyle der ,
” senin canini yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun, neden?”
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir. Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.
Belki daha önce duyduğunuz bir hikayeydi bu belki de bir kitabın sayfaları arasında karşılaştınız onunla. Ama bunu birkez daha düşünün istiyorum. Sevgi bir iddiadır ve ispat ister. Kardeşlerimizi seviyoruz ve bu sevgimizi de ispata hazırız.
Daha önce hakkımızda söylenenleri kuma yazdık. Binanın önündeki bir mükaf (?) kum ihtiyacı karşılamaya yetti çok şükür.  Neyse bunlar geyik tabiî ki bir sonraki yazımızı herhangi bir ithafa cevap değil kendi fikirlerimizi yaymak için yazmak isteriz…
Kalın sağlıcakla

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.