Dergah-ı Ali

Çay-Çaydanlık-Köşe-Mikrofon-Gazete-Reis-Alim-Çapkın-

Haziran, 2007 için Arşiv

ZİYA EVLENİYOR….

Yazan: bobolican Haziran 29, 2007

Selamun aleyküm

Hayırlı Cumalar.

arkadaşlar ziya kardeşimiz evleniyor, haberiniz olsun, bu akşam yani
29/06/2007 akşam 19.00- 23.00

Fatih mahallesinde olacak düğün salonu bakkaldaki davetiyede yazıyor amma şu an bilmiyorum, kadiri aradım şu an davetiyeyle ilgili bilgi almaya çalışıyorum, amma kadir çok zayıf çıktı, bakkaldaki düğün davetiyesini bulamadı, bakalım bulursa arayacak beni ben de burada yazacağım inşaallah..

darısı evlenemeyen kardeşlerimize.. :)

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

HAYIRLI CUMALAR…

Yazan: bobolican Haziran 29, 2007

ÇOBANIN AŞKI
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
– Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…

Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
– Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
– Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyar, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
– Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih, kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
– Evet, dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tesbih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihi aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…
Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
– Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah…”
Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam, karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardına anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmuştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri. Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
– Hünkârım, gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
– Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti.
– Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tesbihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
– Efendim, dedi, sizi ziyarete geldik.
Yavaşça başını çevirdi aşık, sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar…
Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
– Efendim, diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…
Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak, murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
– Hayır, dedi, kızınızı istemiyorum.
Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
– Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
– A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim…
Serdar TUNCER; “Çobanın Aşkı”, Semerkand Dergisi, Ağustos 2005

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları, okunası yazılar | » yorum bırak;

Öss Sorular (Genc Sivillerden Resiital)

Yazan: bobolican Haziran 23, 2007

SÖZEL BÖLÜM

SORU 1. Türkiye’nin en büyük barajı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Atatürk Barajı
b) Keban Barajı
c) Çubuk Barajı
d) Çankaya Barajı
e) %10 Seçim Barajı

SORU 2. Ülke yönetimine el koyan ve siyaseti askıya alan darbecilere hayranlık duyma, kendisini onların yanında huzurlu ve güvende hissetme duygusu Ankara Sendromu olarak literatüre girmiştir.

Ankara sendromu aşağıdakilerden hangisiyle büyük benzerlik taşır?

a) Panik-Atak
b) Manik depresif
c) Stockholm Sendromu
d) Agorafobia
e) Anarkofobia

SORU 3. “Türkiye’de hayat normalleşmeye, ekonomi iyiye gitmeye başladığında sağda solda bombalar patlar” önermesi, doğruluk bakımından aşağıdaki hangi önermeyle benzerlik göstermektedir.

a) Güneş doğudan doğar ve batıdan batar.
b) Çimen yeşildir.
c) Deniz suyu tuzludur.
d) Gök Mavidir
e) Hepsi

SORU 4. YÖK’ün denklik yönetmeliğine göre aşağıdaki hangi üniversitelerden mezun bir öğrenci YÖK’ten denklik alamayabilir?

Harvard Üniversitesi
Oxford Üniversitesi
Stanford Üniversitesi
Sorborne Üniversitesi
Hepsi

SORU 5. Şu cümledeki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?

“Ben de bir oy kullanıyorum, dağdaki çoban da. …….. cahil halkın oylarına bırakılamayacak kadar değerlidir.”

a) Koyun
b) Değnek
c) Koltuk
d) Saltanat
e) Demokrasi

SORU 5. Aşağıdakilerden hangisi, bir dil olmayıp Türkçenin dağ Türkleri tarafından konuşulan bir lehçesidir?

a) Malayca
b) Fince
c) Kürtçe
d) Sanskritçe
e) Hiçbiri

SORU 6. Aşağıdakilerden hangisi, demokrasiye aykırıdır?

a) C.B., Başbakan ve meclis başkanının üçünün birden eşlerinin başının kapalı olması
b) C.B.’nin emekli asker, başbakan ve meclis başkanının CHP’li olması
c) Cumhurbaşkanını halkın seçmesi
d) CHP’li Cumhurbaşkanının görev suresi bittikten sonra koltuğundan kalkmaması
e) Hepsi

SORU 7. Aşağıdakilerden hangisi, Cumhuriyeti yaşatacak olan kişilere örnektir?

a) Boğaziçi üniversitesinde peruğu ile okuyan ve iki dil bilen genç kız
b) Zeki Trikonun 2007 yaz kreasyonu olan kırmızı-beyaz bikinisiyle kendini Ege’nin serin sularına atan genç kız
c) Iğdır’da davar güden çoban
d) 15 ülkeye ihracat yapan, kısa boylu, göbekli, kıllı iş adamı
e) Hepsi

SORU 8. Aşağıdakilerden hangisi, bizi muasır medeniyet seviyesine çıkarır?

a) Klasik müzik dinlemek
b) Cumhuriyet mitinglerinde bayrak sallamak
c) Bale yapmak
d) Darbe ve muhtıralara karşı çıkmak
e) Türkiye laiktir laik kalacak sloganı

SORU 9. “Türküz cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi” mısrasının anlamı nedir?

a) Türklerin göğsü tunçtan yapılmıştır
b) Bütün Türklere cumhuriyetin ilk 10 yılında tunç göğüs nakli yapılmıştır
c) Türkler savaşlarda göğüs göğse çarpıştıkları için göğüsleri tunçlaşmıştır
d) Kurtuluş savası tunç siperlerle kazanılmıştır
e) Bu cümlenin Türkçe’de bir manası yoktur

SORU 10. Laiklik nedir?

a) Adam olmaktır.
b) Devlet yönetiminde dini referans almamaktır
c) Tek bir inancın light bir şekilde yaşanmasını amaçlayıp, diğerlerini yok saymaktır
d) Kamusal alanlara başörtülü kadın sokmamaktır
e) Eşi başörtülü birinin elini sıkarken yüzünü buruşturmaktır

SORU 11. Cumhurbaşkanı Sezer’in “Laiklik adam olmaktır” sözü aşağıdaki ideolojilerin hangisiyle çelişmez?

a) Feminizm
b) Laiklik
c) Demokrasi
d) Maçoluk
e) Liberalizm

SORU 12. Süleyman Demirel, kendisini ziyaret edip Cumhurbaşkanlığı teklif eden Baykal’a “kafam Zenith saat gibi çalışıyor” demiştir. Türk Siyaset kültürü içinde bu ifade ne anlama gelmektedir?

a) Demirel, Rus saat üreticileri tarafından yapılmış bir robottur.
b) Demirel, Zenith saatleri distribütörlüğünü almıştır.
c) Serkisof’u sadece demiryolcuların taktığını sanmaktadır.
d) Demirel, dijital saatlere karşıdır.
e) Demirel’in doymak bilmeyen bir iktidar arzusu vardır.

SORU 13. Aşağıda bulunan askeri rütbe sıralamalarından küçükten büyüğe doğru sıralanmış olan hangisidir?

a) Teğmen

Yazı kategorisi: Güncel Dergah Olayları | 1 Yorum »

pandora’da en çok satan 30. kitap

Yazan: bobolican Haziran 14, 2007

Fethullah Gülen ABD ve AKP

HİKMET ÇETİNKAYA
GÜNİZİ KİTAPLIĞI yay. 4/2007Fiyatı: 12,00 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 10,20 YTL
sepete ekle (stoktan teslim)

Kitap, özellikle son yıllarda hızlı bir biçimde çoğalan ve eğitimde etkin bir noktaya gelen tarikatçı okul, dersane ve yurtların eğitim sistemimiz içinde geldikleri noktayı göstermesi açısından çarpıcıdır
Kitap, henüz 18 yaşında olan ve iki yıl boyunca Beşiktaş’ta Fethullahçı bir kız öğrenci yurdunda kalan, Fethullahçı ünlü bir dersaneye giden genç bir kızın, kendisine Fethullahçı Abiler ve Ablalar tarafından yapılan dini telkinleri reddetmesinin ardından başına gelenleri anlatmasıyla başlamaktadır.
Ayrıca, tarikat/siyaset/ticaret denklemi
Fethullah Gülen, ABD ve AKP üçgeni.
Ve bu bağlamda geliştirilen politikalar yoluyla Laik Demokratik Cumhuriyet’in nereye götürülmek istendiği çarpıcı bir biçimde anlatılmaktadır

evet dergah üyeleri böyle bir kitap varmış, ve en çok satanlarda 30. sıraya bile oturmuş, ben yeni gördüm. nedir ne değildir bilen var mı__?
herhalde sanırsam galiba kanımca kanaatimce Değerli arkadaşımız pardon bekar arkadaşımız Fatih ve de diğer arkadaşımız ama evli :) arkadaşımız sakarya muhamamet bundan haberdardır. gerçi az kalsın yayıncımız pirimiz üstadımız abimizi unutuyordum oda haberdardır di mi_?
yorumlarınızı bekliyorum..
selametle kalın..
siman ses soluk çıkmaz oldu, ne oldu sana simanım..
la zabit sen ne ediysen…
yorun bakalım….

Yazı kategorisi: Haber-Gündem, Kitap Tanitimi, okunası yazılar | 2 Yorum »

5.Türkçe Olimpiyatları

Yazan: bobolican Haziran 3, 2007

Beyaz showda bir mozambikli şakır şakır Türkçe konuşuyor…

Türkmenistanlı biri Türkçe Stand up yapıyor kırıp geçiriyor

Yastayım diyen Makedonyalı

Madem insandır saygımız vardır diye pakistanlı

Ahşu Eller Eller Eller diyen Ganalı

Mozambikliden Türk Milletine Türkçe şiir

Bangladeşten KAdir inanır…

Tüm Ayrıntılar için http://www.turkceolimpiyatlari.org

Yazı kategorisi: Haber-Gündem, basın açıklamaları | » yorum bırak;